Adblock Algılandı

Lütfen reklam engelleyicileri devre dışı bırakarak bizi destekleyebilirsiniz.

Reklam engelleyicinizin pasif olduğundan emin olun. Daha fazla bilgi

BİYOKÜTLE AĞAÇLANDIRMALARI VE HIZLI GELİŞEN TÜRLER

Endüstriyel orman ağaçlandırmaları: “Genelde kitlesel odun üretiminin, kalite üretiminden daha önde olduğu, alan hazırlığı ve kültür bakımlarının makine ile yapıldığı, hızlı gelişen türlerin ıslah edilmiş tohum veya vejetatif kısımlarından elde edilen fidanların kullanıldığı, verimli yetişme ortamlarında daha genişçe dikim aralıklarıyla kurulan gerektiğinde sulama, gübreleme ve budama uygulanan yüksek artımlı ve kısa idare süreli ağaçlandırmalardır”. Tanımda belirtildiği gibi endüstriyel ağaçlandırmalar verimli alanlarda, yoğun kültür yöntemleri kullanılarak ve hızlı gelişen türlerle kurulur. Fidanlar genetik olarak ıslah edilmiş materyalden elde edilir. Kaliteli gövde üretimi de amaçlanmakla birlikte kitlesel odun üretimi yani kantite daha ön plandadır. Tercihi amaç belirler.


Daha çok kantiteyi öne çıkaran bu yaklaşımda, yoğun kültürün amacı; birim alanda ve daha kısa idare süresinde kullanılabilir odun üretimini artırmak ve birim alan başına üretim masraflarını aynı düzeyde devam ettirmek veya azaltmak olarak belirtilmektedir (More ve Allen 1999).


“Biyokütle üretimi amaçlı ağaçlandırmalar”: hızlı gelişen türlerle kurulan, bazı istisnalarla genelde yoğun kültür yöntemlerinin uygulandığı endüstriyel ağaçlandırmalardır. Biyokütle üretiminden amaç birim alandan en kısa sürede en fazla biyokütleyi üretmektir. En fazla biyokütle üretimi ise birim alandan en yüksek enerji üretimi anlamındadır. Hızlı gelişen türler daha fazla karbon biriktirir ve daha fazla biyolokütle üretimi sağlar. Endüstriyel plantasyonlardan temel farkları, dikim aralıklarının endüstriyel plantasyonlardan hatta klasik ağaçlandırmalardan çok daha dar ve idare süresinin de 1-5 yıl gibi çok daha kısa olmasıdır.

Kısa idare süreli endüstriyel plantasyonlar için idare süresi ve üretilen odun hammaddesinin nitelik ve kullanım yerlerine göre üç sınıflı bir gruplama yapılmıştır (Schreiner 1970). Bu gruplamada mini-kısa idare süreli (2-5 yıl), mini-orta idare süreli (6-15 yıl) ve mini-uzun idare süreli (16-30 yıl) sınıflar oluşturulmuştur. Mini-kısa idare süreli (2-5 yıl) plantasyonlar lif yonga üretimi için; mini-orta idare süreli plantasyonlar (6-15 yıl) kâğıt, lif ve yonga, soymalık ve bıçkılık tomruk üretimi için; mini-uzun idare süreli (16-30 yıl) plantasyonlar ise daha çok kereste ve soymalık tomruk ve aynı zamanda kâğıt üretimi için amaçlanabilmektedir. Açıklanan bu üretim amaçlarından da anlaşıldığı gibi 1-5 yıl idare süresi dışındaki kısa idare süreli plantasyonlarda (6-30 yıl arası) genelde biyokütle üretimi amaç değildir. Bu tanımlar dikkate alındığında endüstriyel ağaçlandırmalar mini-orta idare süreli (6-15 yıl) ve mini-uzun idare süreli (16-30 yıl) ağaçlandırmalardır. Biyokütle üretimi amaçlı ağaçlandırmalar ise mini-kısa idare sürelidir (1-5 yıl). Bazı durumlarda biyokütle üretimi amaçlı ağaçlandırmalar (1-7 yıl) olarak da kabul edilebilir.
Schreiner (1970) tarafından yukarıda açıklanan üç sınıflı mini idare süreli plantasyonların önerildiği yıldan bir yıl önce Draysdale (1969) de hızlı gelişen türlerle endüstriyel ağaçlandırmalar yerine iyi yetişme ortamlarında, dar dikim aralıkları ve kısa idare sürelerine dayalı ormancılık (biyokütle)  önerisi yapmıştır.

“Endüstriyel plantasyon” ve “biyokütle üretimi” kavramları yukarıda açıklandığı gibi birbirlerine yakın ancak amaç ve uygulama şekilleri bakımından kısmen farklıdır. Ormancılık literatüründe hemen aynı anlama gelen “entansif ağaçlandırma (plantasyon)” ve “yoğun kültür kavramları yanında, kullanılmış olan “yüksek verimli silvikültür (Allegri 1965) ve “endüstriyelHata! Başvuru kaynağı bulunamadı. silvikültür” (Morandini 1976) kavramları da aynı anlamları taşımaktadır. Ancak, “biyokütle üretimi” bu kavramlardan daha dar dikim aralıkları ve daha kısa idare süreleri ile ayrılmaktadır.

Biyokütle üretimi için kullanılan türler genelde geniş yapraklı türlerdir. Bu türlerin vejetatif üreme (sürgün verme) yeteneklerinin ve süresinin yüksek olması önem taşımaktadır. Çünkü plantasyonların kesiminden sonra türlerin biyolojisine bağlı olarak örneğin 5 periyot (hatta daha çok sayıda) baltalık olarak işletilmeleri, iç karlılık oranını artırmaktadır. Kavak (Populus sp.), okaliptüs (Eucalyptus sp.) ve benzeri yapraklı endüstriyel plantasyonlar belirli periyotlar baltalık olarak işletilebilmektedir.

Yabancı türler ve hızlı gelişen tür denemeleri

Endüstriyel ağaçlandırmalar hızlı gelişen yerli ve yabancı türlerle kurulmaktadır. Bu nedenle önce yabancı tür ve hızlı gelişen tür kavramları açıklanacak ve daha sonra hızlı gelişen tür denemeleri ve aşamaları belirtilecektir.

Yabancı tür ve hızlı gelişen tür kavramları ve tanımları

Bazı türler değişik amaçlarla doğal olarak yetişmedikleri yöre, bölge veya ülkelerde dikilebilmekte veya bu türlerle doğal olarak bulunmadıkları yerlerde geniş çaplı ağaçlandırmalar yapılabilmektedir. Bu türler belirtilen alanlar için “yabancı tür (egzotik tür)” konumundadır. Yabancı bir türün dikimi, odun üretimi amaçlı olabileceği gibi toprak koruma ve su verimini artırma amaçlı, estetik amaçlı veya odun dışı ürün elde etme amaçlı olabilir. Tarihsel süreçte yabancı tür dikimlerinin estetik amaç veya odun dışı ürün elde etme amacıyla başlamış olması büyük bir olasılıktır. Geçmişte örneğin İstanbul’da yetişmeyen, dış ülkelerden veya ülkenin başka yörelerinden getirilerek kentin saray, köşk ve boğaz kıyısındaki yalıların bahçelerine estetik amaçla dikilmiş asırlık yabancı ağaç türlerinden bazıları, günümüzde de yaşamalarını sürdürmektedir (Yaltırık ve Ark. 1997). Yarı kurak ve kurak bölgelerimizden İç Anadolu Bölgesi’nde ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde toprak ve su koruma amaçlı birçok yabancı tür denenmiş veya dikilmiştir.

Yabancı tür, Doğal olarak bulunmadığı bir bölge veya ülkede yetiştirilen türlere verilen isimdir. Günümüzde “yabancı tür” kavramı, doğal olarak bulunmadığı bir bölgede veya ülkede daha çok odun hammaddesi elde etmek amacıyla, denenen ve başarılı olanlarla uygun geniş alanlarda ağaçlandırmaların yapıldığı “hızlı gelişen türler” için kullanılmaktadır. Bu nedenle de ağaçlandırmalar açısından “hızlı gelişen yabancı tür denemeleri”, “hızlı gelişen yabancı tür ağaçlandırmaları (ithalleri)” kavramaları öne çıkmaktadır.
Yukarıda belirtildiği gibi, bir tür yalnızca hızlı geliştiği için doğal olarak bulunmadığı bir bölge veya ülkeye dikilmez. Toprak ve su koruma, erozyon ağaçlandırması veya estetik amaçlarla da dikilebilir. Bunlar da “yabancı tür” kavramı içindedir. Ayrıca “Yabancı tür” kavramı sadece bir ülkeye başka ülkelerden (politik sınırlar dışından) getirilen ve ağaçlandırılan tür olarak algılanmamalıdır. Bir ülke içinde de bazı türlerle doğal olarak yetişmediği bölgelerde ağaçlandırmalar yapılabilir. Örneğin Toros sediri ve karaçamla, doğal olarak bulunmadıkları Doğu Anadolu Bölgesi’nde yapılan ağaçlandırmalar da “yabancı tür ağaçlandırması” kavramı içinde yer alır. Buna karşılık Yunanistan’ın Ege adalarındaki kızılçamlardan fidan elde edilerek ülkemizde kızılçamın doğal yayılışının olduğu, örneğin Akdeniz Bölgesi’ne dikilecek kızılçamlar, buralar için “yabancı tür” değil “yabancı orijin”dir. Benzer şekilde Akdeniz Bölgesi’nden getirilerek Ege Bölgesi’ndeki doğal bir kızılçamın yayılış alanına dikilen kızılçamlar da burası için yabancı orijindir. Buna karşılık doğal kızılçam ormanları bulunmayan Ankara yöresine dikilmiş olan kızılçamlar, burası için “yabancı tür” dür. Daha önceki ağaçlandırma kitaplarında bulunan “yabancı tür ithalleri” ve ‘’hızlı gelişen yabancı tür ithalleri’’ kavramlarında yer alan “ithal” kelimesi, yabancı tür veya hızlı gelişen yabancı tür kavramlarının sadece bir ülkede bulunmayan ve yurt dışından getirilen, tür veya türler olarak algılanmasına neden olmuştur. Bu bakımdan yanlış algılamalara neden olan “yabancı tür ithalleri”, “hızlı gelişen yabancı tür ithalleri’’ kavramları yerine “yabancı tür ağaçlandırmaları- dikimleri”, “hızlı gelişen yabancı tür ağaçlandırmaları” kavramlarının kullanılması daha uygun olacaktır.

Ağaçlandırmalar açısından hızlı gelişme

Ağaçlarda hızlı gelişme (büyüme) göreceli bir kavramdır. Büyüme başta türün biyolojisi ve kalıtsal özellikleriyle ilişkilidir. Farklı iklim bölgelerinde hızlı gelişebilen türler bulunabilmektedir. Türler benzer veya kısmen benzer iklimli yörelere götürüldüğünde hızlı büyüme kalıtsal özelliklerini sürdürebilmektedir. Ancak hızlı büyüme düzeyi değişik iklim bölgeleri, edafik koşullar veya iğne yapraklı ve yapraklı türler arasında belirgin farklılıklar gösterebilmektedir. Bu nedenle de ağaçlandırmalar açısından “hızlı gelişme” tanımı konusunda ülkeler veya araştırıcılar arasında birliktelik bulunmamaktadır. “FAO Akdeniz Ormancılık Sorunları Araştırma Komitesi”nin 1970 yılında Türkiye’de yaptığı bir toplantıda, hızlı gelişen tür tanımı da görüşülmüştür (Atay 1971). Toplantıya sunulan bildirilerde hızlı gelişen tür tanımına ilişkin değişik görüşler açıklanmıştır (Atay 1971, Eraslan 1983). Türlerin biyolojilerine göre sayısal veriler belirtilerek yapılmış olan iki yaklaşım, “hızlı gelişen tür” kavramı olarak ülkemizde en fazla kabul gören ve tarafımızdan da benimsenen yaklaşımlardır:

·         Hızlı gelişen tür” uygun yetişme ortamlarında, yoğun kültür teknikleriyle, 30 yıllık idare süresi sonunda yıllık ortalama hacim artımı 10 m³/ha veya daha fazla olan türlerdir.

·         İdare süresini 30 yılın üstünde ve en çok 50 yıl olarak kabul eden yaklaşıma göre “hızlı gelişen tür”; uygun yetişme ortamlarında, yoğun kültür teknikleriyle, 50 yıllık idare süresi sonunda, genel ortalama hacim artımı 12 m³/ha veya daha fazla olan türlerdir. Bu tanımda ayrıca türün genel ortalama hacim artımının en az %75’ini 30 yaşa kadar, %100’ünü ise 50 yaşa kadar oluşturması da benimsenmektedir.

Yukarıdaki yaklaşımlar dikkate alındığında ülkemizin doğal türlerinden karakavak (Populus nigra), Fırat kavağı (Populus euphratica), titrek kavak (Populus tremula), söğüt türleri (Salix sp.), dişbudak (Fraxinus excelsior), kızılağaç (Alnus glutinosa, A. glutinosa ssp. barbata), çınar (Platanus orientalis), kestane (Castanea sativa), kızılçam (Pinus brutia), karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana), Kazdağı göknarı (Abies equi-trojani) hızlı gelişen türleri oluşturmaktadır (Resim 14.1, Resim 14.2). Türkiye’de denenmiş ve plantasyonları kurulmuş hızlı gelişen yabancı türleri ise melez kavaklar (Populus x euramericana), P. deltoides, Eucalyptus camaldulenis,  Eucalyptus grandis, Pinus pinaster, Pinus radiata, Pinus taeda, Pseudotsuga menziesii olarak belirtebiliriz (Resim 14.3, Resim 14.4). Cupressus arizonica türü de bu gruba sokulabilir. Hızlı gelişen yabancı türler içinde denemelerde başarılı olanlar ile bu konudaki görüş ve düşüncelerimiz ileride açıklanacaktır.

Türkiye ağaçlandırmalarında yabancı tür kullanma gereksinimi

Yabancı tür ağaçlandırmaları tüm dünyada yayılma eğilimdedir (Saatçioğlu 1969;1981, Boydak 2003b). Bu yayılmanın başlıca nedeni, kısa idare süreli verimli ormanlar kurmaktır. Bunun yanında toprak ve su koruma veya estetik amaçlı yabancı tür kullanımı da yaygındır.

Kuzey Amerika kıtası ağaç türü sayısı bakımından Avrupa’ya oranla çok zengindir. Avrupa’nın Kuzey Amerika’ya nazaran tür fakirliğinin nedeni; “Avrupa’daki ana dağ sıralarının doğu-batı yönünde uzanması ve kurak zonları ile Akdeniz engellerinin buzul devrinde tersiyer florasının güneye geçişini engellemiş olması” şeklinde açıklanmaktadır. Türkiye ise ağaç türü sayısı bakımından Kuzey Amerika’dan fakir, Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinden zengindir. Türkiye’nin ağaç türlerinin ve diğer bitki örtüsünün Avrupa’dan daha zengin olmasında iki neden öne çıkmaktadır. Bunlardan birincisi Türkiye’deki dağ sıralarının doğu-batı yönünde uzanmasına rağmen buzulların yaklaşık 2000 m yükseltiden aşağıya inmemiş olması ve buzulların Türkiye’deki tersiyer ağaç türü kompozisyonunda önemli bir azalmaya neden olmamasıdır (Saatçioğlu 1969). İkincisi ise Türkiye’nin dünya üzerindeki coğrafi konumu ve morfolojik yapısı nedeniyle sahip olduğu iklim çeşitliliğidir. Nitekim Kuzey Amerika’nın iklim koşullarının önemli bir bölümü az ve ya çok düzeyde Türkiye’de de temsil edilmektedir (Saatçioğlu 1969, Chadwick 1983, Boydak ve Ark. 1995).

Amerika’daki bazı türler tersiyerin sonlarına doğru yakın akrabaları ile Avrupa florasında da yer almıştır. “Duruma bu açıdan bakan bazı otoriteler, Avrupa’ya egzotik türlerin getirilmesini bugünkü Avrupa florasını karıştırmak veya karışık hâle getirmek anlamına gelmediğini, aksine buzul devirlerinde bir kaza eseri fakirleşen Avrupa doğasının tekrar eski zenginliğine kavuşturulması anlamını taşıdığını ifade etmektedirler” (Saatçioğlu 1969)..

Çok değişik yetişme ortamı (iklim ve toprak) koşullarına sahip olan Türkiye bazı yabancı türlerin yetiştirilmesi için uygundur. Türkiye’de bozuk ormanların çokluğu da yabancı türler veya hızlı gelişen yabancı türlerle çalışma açısından olanaklar sağlamaktadır. Türkiye’de orman alanlarının %10-12’sini kademeli olarak başta yerli hızlı gelişen türler olmak üzere yerli ve yabancı hızlı gelişen türlerle endüstriyel ağaçlandırmalara ayırmak uygundur. Yanlış olarak tarımda kullanılan, örneğin eğimli alanların da dikkate alınması ile belirtilen bu miktarı olumlu karşılamak gerekir.

Yabancı türlerin tesisinde tesis yeteneği  (tesis kabiliyeti) ve tesis değeri (tesisi ehliyeti) önem taşır. Tesis yeteneği belirlenirken iklimle birlikte orijin de önemle dikkate alınmalıdır. “İleri derecede ve ulusal ekonomiye en yarayışlı odun çeşitlerinden mümkün olan en yüksek hacim üretimini sağlamak Türkiye silvikültürünün en önemli ilkelerindendir” (Saatçioğlu 1981). Özellikle hızlı gelişen yerli ve yabancı türlerle yapılan endüstriyel ağaçlandırmalar bu amacın gerçekleştirilmesinde önemli yer tutar.

Hızlı gelişen yabancı tür denemeleri (orijin denemeleri)

Geçmişte hızlı gelişen yabancı türlerle ilgili denemeler “tür ithal denemeleri” adı altında; a. Tür eliminasyon denemeleri b. Tür kıyaslama (mukayese) ve hasılat denemeleri, c. Tür plantasyon denemeleri (pilot ağaçlandırmalar) olmak üzere üç aşamada yürütülmüştür (Ürgenç 1971a;b;1982, Tunçtaner 2007). Ancak günümüzdeki bilimsel gelişmeler ve bilgiler ortamında hızlı gelişen yabancı tür denemelerini orijin denemeleri olarak algılamak gerekir.

Geniş yayılışı olan bir türü, sadece bir iki orijinle tür denemesi adı altında diğer türlerin birer-ikişer orijini ile denemek uygulama açısından bekleneni vermez hatta gizler. Bu bakımdan yabancı tür denemelerinin, her denenen tür için denendiği yöreler bakımından o türün yayılış alanlarını temsil edecek, yeterli orijinle orijin denemeleri kapsamında yürütülmesi gerekir. Nitekim Türkiye’de yapılan yabancı tür denemelerinin hemen tamamı orijin denemeleri şeklindedir (Ürgenç 1972, Şimşek 1979;1982a;b; 1986, Şimşek ve Ark. 1976;1978;1985, Toplu ve Ark. 1987;1989a;b, Eyüpoğlu 1986, Eyüpoğlu ve Atasoy 1986, Tunçtaner ve Ark. 1988, Tulukçu ve Ark 1991, Boydak ve Ark. 1995). Ancak orijin denemelerine girmeden önce, söz konusu hızlı gelişen yabancı tür veya türlerin doğal ormanlarının bulunduğu alanların ve başarılı ağaçlandırmaları yapılmış ülke ve bölgelerin iklim ve edafik koşullarının; deneneceği yöre, bölge veya ülkenin iklim ve edafik koşulları ile benzerliğinin kıyaslanması gerekir. Benzerliğin saptanmasından sonra orijin denemelerine geçilir.

Hızlı gelişen yabancı tür orijin denemelerinde yetişme ortamı koşullarının kıyaslanması: Yukarıda belirtildiği gibi hızlı gelişen yabancı tür denemelerine (orijin denemeleri) başlamadan önce, söz konusu tür veya türlerin doğal ormanlarının veya başarılı ağaçlandırmalarının olduğu bölgelerin yetişme ortamı koşulları belirlenir. Aynı yöntemlerle yabancı hızlı gelişen türün deneneceği yöre, bölge veya ülkenin yetişme ortamı koşulları da belirlenerek bunlar kıyaslanır. Yetişme ortama koşullarının benzer olması halinde orijin denemelerine geçilir. Yetişme ortamı koşullarının belirlenmesi için iklimsel, edafik ve biyoklimatik incelemeler yapılır (Ürgenç 1972). İklim incelemesi için diğer bazı yaklaşımlar yanında iklim sınıflamalarından (Erinç, Köppen, Thornthwaite vb.) yararlanmak mümkündür.

Bu bağlamda “A.B.D. orijinli hızlı gelişen iğne yapraklı orman ağacı türlerinin Türkiye’ye ithali olanakları” konulu çalışmada, Thornthwaite iklim sınıflaması ile kıyaslamalar yapılmıştır (Boydak ve Ark. 1995). İklim kıyaslaması yapılabilmesi için aynı yöntemin iki bölge veya ülke için hazırlanmış iklim haritalarına gereksinim bulunmaktadır. Bulunmaması halinde iklim kıyaslamaları için vejetasyon periyodu uzunlukları, yıllık sıcaklık ortalamaları, en düşük ve en yüksek sıcaklıklar, yağış, bağıl nem ve bunların yıl içindeki dağılımları ve diğer iklim değerleri kıyaslanabilir. Hızlı gelişen yabancı tür çalışmalarında “en düşük sıcaklıkların bilinmesi” de önem taşır (Ürgenç ve Ark. 1975).

İklim kıyaslamaları hızlı gelişen yabancı tür denemeleri öncesi en önemli aşamayı oluşturur. İklim benzerlikleri saptandıktan sonra, bunu edafik koşulların benzerliğini araştırma izler. Bu aşamada anakaya, toprak türü, toprağın reaksiyonu (pH), toprak derinliği ve türün özel toprak isteklerinin kıyaslanması gerekir. Kıyaslamalarda biyoklimatik haritaların da önemli katkıları olmaktadır. Bu konuda dünyadaki Akdeniz iklim bölgelerini (Akdeniz ülkeleri, Güney Afrika Birliği’nin güney batısı, Şili, Avusturalya’nın güney ve batı bölgeleri, Kaliforniya) kapsayan biyoklimatik haritalar örnek olarak belirtilebilir (Emberger ve Ark. 1962).

Hızlı gelişen yabancı tür orijin denemelerinde alan uygulamaları: Orijin denemelerinde alan uygulamalarının aşamaları daha önce anlatıldığı için (Bölüm 6) burada sadece bazı genel açıklamalarla yetinilecektir.

Orijin denemelerinde denemeye sokulan orijinler, hızlı gelişen yabancı türün doğal yayılışını yatay ve yükselti olarak yeterince temsil edebilmelidir. İyi analizler yapılarak yatay ve dikey yayılışlara ait bazı orijinler, bazı deneme alanlarında kullanılmayabilir.

Hızlı gelişen yabancı tür orijin denemelerinde kullanılacak orijinlere ait tohumlar güvenilir olmalıdır. Bu nedenle tohumlar uluslararası kuruluşlar (IUFRO, FAO, CFI), ulusal resmi kuruluşlar veya uzman firmalar tarafından sağlanmalıdır. Bu konuda uluslararası paylaşım bakımından kurumlar arası yerleşmiş gelenekler de bulunmaktadır. Örneğin Türkiye’de “İzmit-Kavak ve Hızlı Gelişen Tür Orman Ağaçları Araştırma Enstitüsü” araştırıcılarının kurmuş olduğu kapsamlı hızlı gelişen yabancı tür orijin denemelerinin birçoğunun tohumu uluslararası kuruluşlarca sağlanmıştır. Türkiye’den ülkede veya yabancı ülkelerdeki araştırıcılar veya araştırma kurumlarına orman ağacı tohumu sağlayan kuruluş ise Orman Ağaçları ve Tohumları Islah Enstitüsü Araştırma Müdürlüğü’dür.

Türkiye’de hızlı gelişen yabancı tür araştırmaları ve endüstriyel ağaçlandırmaların tarihsel gelişimi

Köylümüz tarafından yapılan karakavak dikimleri (halk kavakçılığı) ve söğüt dikimleri hızlı gelişen türlerle Türkiye’de yapılan ilk etkinlikler olarak kabul edilebilir. Hektarda yıllık ortalama 20-50 m³ arası artım yapabilen karakavak, ılıman kuşağın en hızlı gelişen yapraklı türleri içindedir. Hızlı gelişen yabancı türlerle ülkemizde yapılan ilk ağaçlandırmalar, 1885 yılında Terkos Gölü çevresinde kumul hareketlerini durdurmak için bir Fransız şirleti tarafından yapılan sahilçamı (Pinus pinaster) ile yine bir Fransız şirketi tarafından Adana-Mersin demiryolu istasyonlarında estetik amaçlarla yapılan okaliptüs (Eucalyptus camaldulensis) ağalandırmalarıdır. Bunlar küçük alanlarda yapılan ağaçlandırma örnekleridir. Tarsus-Karabucak bataklığının kurutulması amacı ile Eucalyptus camadulensis türü ile 1939 yılında başlatılan ve 885 hektarı bulan ağaçlandırmalar ile (Gürses 1990), İkinci Dünya savaşı yıllarında yalancı akasya (Robinia pseudoacacia) türü ile kurulan “Maden Direği Akasya Ormanları” (Turan 1982), ülkemizde yabancı türlerle kurulan ilk endüstriyel plantasyonlar olarak kabul edilebilir.

Ankara’da 1955 yılında yapılan “Ağaçlandırma ve Kavak Teknik Kongresi” nin, modern kavak ağaçlandırmalarına ilk ivmeyi verdiğini belirtebiliriz. Orman Mühendisleri Odası tarafından Ankara’da 1966 yılında düzenlenen “Orman Mühendisliği 1. Teknik Kongresi” ise hızlı gelişen yerli ve yabancı tür araştırmalarının, ağaçlandırmalarda mekanizasyon ve endüstriyel plantasyonların gündeme getirildiği ve daha sonra başlatıldığı bir toplantıdır.

Ülkemizde hızlı gelişen yabancı türlerle ilişkili ilk kurumsal araştırmalar, İ.Ü. Orman Fakültesi Ormancılık Ekonomisi Kürsüsü tarafından, ülkemizin değişik yörelerinde kurulan okaliptüs (1948), duglas (1951), melez (1958) denemeleri (Akalp 1982) ile Silvikültür Kürsüsü tarafından Belgrad Ormanı’nda kurulan (1952) Melez kavak araştırmalarıdır (Saatçioğlu 1962). Asıl kapsamlı araştırmalar ise yukarıda belirtildiği gibi İzmit-Kavak ve Hızlı Gelişen Orman Ağaçları Enstitüsü tarafından 1968 yılından itibaren kurulmuş ve denemeler yaygınlaştırılarak sürdürülmüştür. Bu enstitü 1968 yılından başlayarak Rize’den Kahramanmaraş’a kadar kıyı kesimlerindeki 40 yörede yerli ve yabancı hızlı gelişen türlerle oldukça kapsamlı denemeler kurumuştur. Bu çalışmalara koşut olarak yerli türlerimizde ıslah çalışmaları, bu bağlamda hızlı gelişen yerli türümüz kızılçamda ıslah ve döl denemeleri konularında Orman Ağaçları ve Tohumları Islah Enstitüsü’nün kapsamlı çalışmaları olmuştur. Ayrıca başta İ. Ü. Orman Fakültesi olmak üzere diğer orman fakülteleri ve Bölgesel Ormancılık Araştırma Enstitüleri hızlı gelişen yerli ve yabancı türlerle ilgili araştırma ve yayınlar yapılmıştır.

Ülkemizde hızlı gelişen yerli ve yabancı tür araştırmalarıyla endüstriyel ağaçlandırma konularını kapsayan birçok bilimsel toplantı yapılmıştır. Bunlardan başlıcaları; Ağaçlandırma ve Kavakçılık Teknik Kongresi (1955-Ankara), Orman Mühendisliği 1. Teknik Kongresi (1966-Ankara), Hızlı Gelişen Türler Semineri (1971-İzmit-Kefken), Türkiye’de Hızlı Gelişen Türlerle Endistriyel Ağaçlandırmalar Sempozyumu (1981-İzmit-Kefken), Seminar on Techniques and Machines ajöre Rehabilitation of Low-Productivity Forest (1984-İzmir-Çeşme; Uluslararası toplantı), Ormancılık Mekanizasyon ve verimliliği 1. Ulusal Sempozyum (1985-Bolu), Hızlı Gelişen Türler Değerlendirme Toplantısı (1995-Balıkesir), Hızlı Gelişen Türlerle yapılan Ağaçlandırma Çalışmalarının Değerlendirilmesi ve Yapılacak Çalışmalar (1998-Ankara), Management of Fast Growing Plantation (2002-İzmit; uluslararası toplantı), Estabishment of Indüstrial Plantations in Turkey (İzmit-2003; Uluslararası), 1. Ulusal Okaliptüs Sempozyumu (Tarsus-2008), Endüstriyel Plantasyonların Dünü, Bugünü ve Yarını Çalıştayı (2010-İzmit) ve Plantasyon Ormancılığı-Uluslararası (İ.Ü. Orman Fakültesi-İstanbul-2013) toplantılarıdır.

Türkiye’de hızlı gelişen yerli ve yabancı tür araştırmaları ve endüstriyel ağaçlandırmalar konularında 1980’li yılların ikinci yarısına kadar üniversite, araştırma kurumları, uygulama ve meslek kuruluşları örnek çalışmalar sergilemiş, bilim uygulamaya bilimsel olarak yön vermiş ve kurumsal kararlar uygulanmıştır. Ancak 1980’li yılların ikinci yarısı ve sonrasında kişisel kararlar kurumsal kararları göz ardı etmiş ve hızlı gelişen yerli ve yabancı tür çalışmaları yavaşlamış hatta duraksamıştır. Günümüzde de çaşılmalar olması gereken düzeyde değildir.

Türkiye’de hızlı gelişen yerli ve yabancı tür orman ağaçları ile yapılmış olan endüstriyel ağaçlandırmaların değerlendirilmesi

Ülkemizde yapılmış olan hızlı gelişen yerli ve yabancı tür orman ağaçları ile endüstriyel ağaçlandırmaların değerlendirilmesi iki ayrı alt başlık halinde aşağıda açıklanmıştır.

Türkiye’de yapılmış hızlı gelişen yerli ve yabancı tür orman ağaçları araştırmalarının değerlendirilmesi: Yukarıda belirtilidiği gibi, Türkiye’de birçok hızlı gelişen yerli ve yabancı türle orijin denemeleri kurulmuş ve sonuçları ayrı ayrı değerlendirilerek yayınlar yapılmıştır. Bu konuda Türkiye’de denemeleri kurulan A.B.D.’nin 15 doğal türüne (Cupressus arizonica, Picea sitchensis, Pinus atteunata, Pinus echinata, Pinus elliottii, Pinus jeffreyi, Pinus muricata, Pinus ponderosa, Pinus radiata, Pinus taeda, Pinus virginiana, Pseudotsuga menziesii, Sequoia sempervirens ve Thuja plicata) ait ayrı bir çalışma yapılmıştır.  Bu çalışmada belirtilen türlerin deneme alanlarının seçimindeki uygunluk Thornthwaite yöntemi (Thornthwaite 1931; 1948, Avcı 1992) kullanılarak, Boydak ve Ark. (1995) tarafından analiz edilmiştir. Ayrıca kullanılan orijin sayıları ile orijin seçiminde yatay ve dikey yayılışa gösterilen özen vb. konular araştırılmıştır. Her ağaç türü için ayrı analizler yapılmıştır.

Yapılan değerlendirmelere göre; söz konusu denemelerle çok değerli bilgilere ulaşılmıştır. Ancak bu denemelerin ülkemizde kuruldukları yerlerle ilgili olarak; bir kısmında iyi bir ekolojik etüd yapılmış olmasına karşın, bir bölümünde bazı deneme alanları türün doğal yayılışı ile benzer klimatik koşullar taşımayan bölge ve yörelerde kurulmuştur. Denemelerin bir kısmında türlerin yatay ve dikey yayılışlarını temsil edecek düzeyde yeterli sayıda orijin kullanılmamıştır. Orijin denemelerinin sonuçlarına göre bir yöreye en uygun 2-3 orijinle sınırlı plantasyon aşamasına geçilememiştir. Bu eksikliklerin, ülkemizde denenen A.B.D. türleri dışındaki diğer hızlı gelişen tür denemelerinde de var olduğunu belirtebiliriz.

Türkiye’de yapılmış endüstriyel orman ağaçlandırmalarının değerlendirilmesi: Türkiye’de endüstriyel orman ağaçlandırmalarına gereksinim olduğu ve 2000 yılına kadar 300 000 hektar endüstriyel ağaçlandırma yapılması zorunluluğu 1960’lı yıllarda belirtilmiştir. Buna karşın başlangıçta iyi bir gelişme gösteren endüstriyel ağaçlandırmalar, daha sonra çeşitli nedenlerle duraksamıştır. Yeterli bilgi birikimi ve alt yapıya karşın bu duraksamada ülkemizde endüstriyel orman ağaçlandırmaları konusunda politika ve strateji oluşturulamaması etkili olmuştur. Hatta bu konuda kişisel düşünceler, kurumsal düşüncelerin önüne geçmiştir (Boydak 2003b; 2008b).

Ülkemizde 65 000 hektarı melez kavaklar (Populus x euramericana) ve Populus deltodies, 60 000 hektarı karakavak olmak üzere 125 000 hektar kavak ağaçlandırması yapılmıştır. Okaliptüs ağaçlandırmaları (Eucalyptus camadulensis ve E.grandis) ise 20 000 hektardır. Yapraklı türlerle yapılan endüstriyel orman ağaçlandırmaları 145 000 hektardır (kızılağaç, dişbudak ve benzeri yapraklı tür ağaçlandırmaları hariç). İğne yapraklı hızlı gelişen türlerle yapılan endüstriyel ağaçlandırmalar ise yaklaşık 55 700 hektardır (Çalışkan 1998). Bu ağaçlandırmaların 53 901 ha’ını sahilçamı (Pinus pinaster) oluşturmaktadır. Diğer türler ise Pinus radiata (1642 ha), Pseudotsuga menziessii (140 ha) ve Pinus taeda (17 ha)’dır. Türkiye’de günümüze kadar yapılmış olan endüstriyel orman ağaçlandırmalarının toplamı ise yaklaşık 205 000 hektardır. Bu plantasyonların çoğu endüstriyel plantasyonlardan ziyade hızlı gelişen türlerle kurulmuş klasik ağaçlandırmalar niteliğindedir. Genel olarak belirtilirse kavak ağaçlandırmaları konusunda ülkemiz iyi bir aşamadadır. Ancak kavak ağaçlandırmaları daha da artırılabilir. Okaliptüs türleri için uygun ekolojik alanlar sınırlıdır. Bunlara karşılık hızlı gelişen yerli ve yabancı iğne yapraklı türlerle yapılan endüstriyel ağaçlandırmalar alan olarak beklentilerin çok gerisindedir.

Ülkemizdeki kavak ve okaliptüs ağaçlandırmalarında genelde uygun teknikler uygulanmaktadır. Bunlara karşılık iğne yapraklı türlerle kurulan endüstriyel orman ağaçlandırmalarının bir kısmının tesis ve işletilmelerinde büyük eksiklik ve ihmaller söz konusudur. Nitekim Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki sahilçamı ağaçlandırmaları ile ilgili gözlemlerimize ve bu gözlemlere paralel olan Kavak ve Hızlı Gelişen Tür Orman Ağaçları Araştırma Enstitüsü tarafından hazırlanan bir rapora göre, sahilçamı ağaçlandırmalarındaki bazı olumsuzluklar aşağıda belirtilmiştir (Anon. 2002).

Sahilçamı orijin denemelerinin sonuçları alınmadan yapılan dikimlerde kar baskılarına ve kırmalarına dayanıklı olan Korsika orijini yerine, daha küresel bir tepeye sahip olan ve kar baskısına dayanıklı olmayan Land orijini yükseltiyede dikkat edilmeden yaygın olarak kullanılmıştır (Resim 14.5). Bazı yörelerde hatalı olarak ağır kil topraklarına ve %30-100 eğimlere dikimler yapılmıştır. Bir kısım ağaçlandırmalarda kültür yönetimlerine örneğin diri örtü temizliği ve ayrıca aralamalara gereken özen gösterilmemiştir. Amenajman planlarında sahil çamları için idare amaçları ve idare süresi belirtilmemiştir. Birinci veya ikinci bonitetin üst kısımlarında yer almayan düşük bonitetli arazilerde dikim yapılmıştır.

Bu değerlendirmeler, hızlı gelişen yabancı iğne yapraklı türlerle yapılan oldukça yoğun araştırmalara karşın, uygulamalara gereken önemin verilmediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca endüstriyel orman ağaçlandırmaları adı altında kurulan ağaçlandırmaların belirli bölümünde orijin seçimi, alan seçimi ve alan hazırlanmasında yanlışlıklar yapıldığını, plantasyonların birçok yörede kendi kaderine terk edildiğini, endüstriyel plantasyon anlayışının amenajman planlarına yansıtılmadığını göstermektedir. Bunlara ek olarak geçmişte iğne yapraklı endüstriyel plantasyonlar için (kızılçam ve sahilçamı) yeterli düzeyde ıslah edilmiş materyal sağlanamamıştır. Bu durum daha önce belirtilmiş olduğu gibi 1980’li yılların ikinci yarısı ve sonrasında ülkemizde hızlı gelişen yabancı türlerle (aynı zamanda hızlı gelişen yerli türlerle) ilgili bilgi birikiminin ormancılık politikalarına ve uygulamaya aktarılmadığını ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin hızlı gelişen doğal türleri



Ülkemiz endüstriyel ağaçlandırmalarında halen kullanılan yerli ve yabancı hızlı gelişen türler ile yapılan araştırmalardan elde edilen verilere göre önerilebilecek türler aşağıda belirtilmiştir.

Yapraklı türler: Yerli karakavak (Populus nigra), Fırat kavağı (Populus euphratica), titrek kavak (Populus tremula), söğüt türleri (Salix sp.), dişbudak (Fraxinus excelsior), kızılağaç türleri (Alnus glutinosa, Alnus barbata), kestane (Castanea sativa) ve doğu çınarı (Platanus orientalis).

İğne yapraklı türler: Kızılçam (Pinus brutia), halepçamı (Pinus halepensis), servi (Cupressus sempervirens), uygun yetişme ortamlarında karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana), sarıçam (Pinus sylvestris) ve Kazdağı göknarı (Abies equitrojani).

Hızlı gelişen ve ülkemizde ağaçlandırmaları yapılan veya önerilebilecek yabancı türler

Yapraklı türler: Melez kavaklar (Populus x euramericana), Populus deltoides ve okaliptüs türleri (Eucalyptus grandis, Eucalyptus camaldulensis).

İğne yapraklı türler: Pinus pinaster, Pinus radiata, Pseudotsuga menziesii, Pinus taeda, Cupressus arizonica.

Pinus radiata türünde Rhyacionia buoliana zararları olmasına karşın, bugünkü koşullarda ülkemizde en yüksek artımı yapan yabancı iğne yapraklı türdür. Bu nedenle Karadeniz Bölgesi’nde Zonguldak ve doğuya doğru yazları bağıl nemin yüksek olduğu yerlerde, sınırlı büyüklükte plantasyonlarının kurulması ve gözlemlenmesi yararlı olacaktır (Ürgenç ve Boydak 1982).

Gözlemlere göre;  Düzce-Aksu ve İzmit-Kerpe’deki denemelerde (Şimşek ve Ark. 1985), ayrıca Ünye’de çok iyi gelişme gösteren Pinus taeda ile sınırlı plantasyonlar kurulabilir. Benzer şekilde Cupressus arizonica ile de Ege, Marmara ve İç Anadolu Bölgelerinin uygun yörelerinde sınırlı plantasyonlar kurulabilir. Bu tür, ülkemizde belirtilen bölgelerin iç kısımlarındaki iklim koşullarına oldukça dayanıklıdır. Sahil kesimleri dışında hızlı gelişen bir tür niteliği taşıması bu türün önemli bir üstünlüğünü oluşturmaktadır.

Araştırma sonuçlarına göre; Pseudotsuga menziesii türünün Doğu ve Batı Karadeniz bölgelerinde 1250 m yükseltiye kadar kayın+ormangülü alanlarına gruplar halinde %20’ye varan oranlarda katılması önerilmektedir (Şimşek 1987). Ayrıca Pinus contorta türünün Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 1200 m’nin üstünde 2500 m’ye kadar (subalpin zonda) olan ağaçlandırmalarda %10-15 oranında kullanılması (Eyüpoğlu 1986, Şimşek 1986), Picea sitchensis türünün Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 1200 m’nin altındaki ağaçlandırmalara gruplar halinde %10-15 oranında katılması (Eyüpoğlu-Atasoy 1986), önerilmektedir. Belirtilen bölgelerde, makineli çalışma yapılabilecek iyi bonitet alanlar bulunması halinde, bu türlerle kurulan plantasyonlar endüstriyel plantasyonlar mahiyetinde olabilir. Aksi halde, eğimli alanlarda, yıllık ortalama artımı hektarda 10 m³’ün altında veya üstünde olan klasik ağaçlandırmalar olarak nitelenebilir. Ancak odun üretimine anlamlı katkı yapılabilmesi halinde sözkonusu türlerin belirtilen oranlarda ağaçlandırmalara katılması uygundur. Ayrıca, belirtilen türlerle ağaçlandırmaların yaygınlaştırılıp yaygınlaştırılmayacağı dikkatli gözlemlerle izlenmelidir.

Boydak ve Ark. (1995) tarafından Thornthwaite iklim sınıflaması kullanılarak yapılan araştırmadan elde edilen önemli bir sonuç; ülkemizin sahil kesimleri dışındaki yüksek kesimlerde  (Doğu, Batı, Orta Karadeniz Bölgeleri ve Doğu Marmara’nın yüksek kesimleri, Güney Marmara, İç Ege, Batı ve Kuzey Batı Akdeniz, Doğu Anadolu’nun İran-Ermenistan sınırı) A.B.D.’nin hızlı gelişen türlerinden Pseudotsuga menziesii, Pinus ponderosa, Pinus concorta, Thuja plicata, Pinus jeffreyi türlerinin denenebileceği yörelerin bulunabilmesidir. Sahil kesimleri dışındaki yüksek alanlarda hatta orman bulunmayan bazı yüksek alanlarda bu hızlı gelişen türlerin denenmesi ülke ormancılığı bakımından büyük bir avantaj olabilir.

Çin ve Tayvan’da yatay ve dikey olarak geniş doğal yayılışı olan ve hızlı gelişen Paulownia türleri, ülkemizde denemeleri yapılmadan bazı firmalar tarafından kampanyalar eşliğinde üreticiye önerilmiş ve fidanları satılmıştır. Bu süreçte Ege Ormancılık Araştırma Enstitüsü tarafından Paulownia elongata, P. Fortunei ve P. Tomentosa türlerine ait 19 orijin ve bir Paulownia melezi ile  Diyarbakır, Ceyhan Orman Fidanlığı, Serik, Aydın-Torbalı fidanlığı, Adapazarı, Ordu-Merkez ve Ordu Ulubey yörelerinde kurulan denemlerin sonuçları alınmıştır. Bulgulara göre; Paulownia ile ilgili hızlı gelişen tür araştırmaları tamamlanıncaya kadar, Türkiye’deki endüstriyel ağaçlandırmalarda kullanılmasının risk olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Paulownia yerine bölgelere göre kavak ve okaliptüs yetiştirilmesine devam etmenin uygun olduğu belirtilmiştir (Acar ve Ark. 2008). Nitekim Paulownia orijinleri Adapazarı deneme alanında dondan, Serik deneme alanında Fusarium sp. Mantarından zarar görmüştür. Bazı orijinlerin daha iyi gelişme yaptığı İzmir-Torbalı deneme alanında kavak plantasyonları çok daha iyi bir büyüme yapmıştır (Resim 14.6). Ülkemiz için Paulownia türlerinin odunun kullanım yerleri bakımından da belirsizlikler vardır (Boydak 1999). Paulownia, denemeler sonucu ülkemizin herhangi bir bölgesinde kendisini kanıtlarsa üreticiye önerilebilir. Ancak birçok veri yukarıda belirtildiği gibi Akdeniz Bölgesi’ndeki uygun ekolojik koşullarda Eucalyptus sp., Akdeniz ve diğer bölgelerde Populus sp. Türlerinin yetiştirilmesinin çok daha verimli ve güvenilir olduğunu ortaya koymaktadır. Bugünkü aşamada Paulownia türlerinden süs bitkisi olarak yararlanılabilir. 
Türkiye ormancılığı hızlı gelişen yerli ve yabancı türlerin araştırılması konusunda geniş bir deneyime sahiptir. Bu deneyimler yitirilmeden olumlu sonuçlar alınmış türlerle uygun alanlarda ağaçlandırmalar sürdürülmeli, ikinci aşama orijin denemeleri ve sınırlı plantasyon aşamaları tamamlanmalıdır. Deneyimler dikkate alınarak eksik orijinlerle temsil edilen türler dışında, ülkemizde denenen hızlı gelişen yabancı türler listesinde bir seleksiyon ve azaltma yapılabilir. Yeni türler ise özenli ön ekolojik çalışmalar ve verim değerlendirmelerinden sonra araştırmalara dahil edilmelidir. Araştırmalarda A.B.D.’nin Pasifik ve Atlantik sahillerine ek olarak Avrupa’dan Pinus nigra subsp. Salzmannii var. Corsicana ile Uzakdoğu (özellikle Çin), Japonya ve Güneydoğu Asya orijinli uygun türlere yer verilebilir.

Endüstriyel ve biyokütle amaçlı orman ağaçlandırmaları, biyolojik çeşitlilik ve toprak özellikleri

Endüstriyel orman ağaçlandırmaları biyolojik çeşitlilik ve toprak özellikleri

“Bölüm 9” da biyolojik çeşitlilik ve orman ekosistemlerinde biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi konularında genel ve ağaçlandırmaların yönetimi açılarından açıklamalar yapılmıştır. Bu alt bölümde biyolojik çeşitlilik endüstriyel plantasyonlar kapsamında daha geniş olarak ele alınacaktır.

Endüstriyel ağaçlandırmalarla kurulan ormanlarda ve entansif olarak işletilen diğer ormanlarda sürdürülebilir verimlilik ile biyoçeşitlilik arasındaki ilişki belirsizdir. Yoğun kültüre dayalı orman işletmeciliğinin biyolojik çeşitlilik ile uyum içinde olup olmadığı temel bir konuyu oluşturmaktadır. Orman işletmesinin biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkisi değerlendirilirken, değerlendirme sadece meşcere düzeyinde yapılmamalı, daha büyük ölçekli alanlarla birlikte ele alınmalıdır (Moore ve Allen 1999).

Biyolojik çeşitlilik devingendir. Bir ormanda afetlere bağlı olarak biyolojik çeşitlilik sürekli değişim içindedir. Afetlerden sonra ormana gelen bitkiler değişim gösterir. Süreç içinde bir denge oluşur. Ancak denge durumunda dahi değişim sürer. Önceki afetin tekrarı veya yeni bir afetle hızlı değişim süreci yeniden başlar.
Tarım veya otlak alanlarında kurulan ormanlarda genelde biyolojik çeşitlilik zenginleşir. Entansif silvikültürün faunaya etkisi daha dolaylıdır (Moore ve Allen 1999).

Önlemler alınmazsa yoğun kültürde bazı değerli bitkiler kaybolabilir. Bu nedenle alan hazırlığı sırasında örneğin 200 m’de bir 20 m genişlikte şeritler bırakılabilir. Akarsu kıyılarındaki vejetasyona kıyıdan itibaren 25-50 m genişlikteki şeritlerde dokunulmamalıdır. Bu son önlem akarsuların kıyı erozyonlarını da en aza indirir. Alana dağılmış tekil yaşlı ağaçlar ve dikili kuru ağaçlar bırakılabilir. Devrilmiş ve çürümekte olan gövdelerin bir kısmı alan hazırlığı sırasında alandan çıkarılmayabilir. Ayrıca yoğun kültür uygulanan türün idare süresi, örneğin 25 yıl ise 1-25 arası yaşları temsil eden yaş kademelerinin oluşturulması biyoçeşitliliği amenajman planına yansıtır.

Yoğun kültürde uygulanan tıraşlama kesimler orman dinamiğine yön veren, yeni gençlik için ortam hazırlayan, aynı zamanda alana ışık seven yıllık ve çok yıllık floranın gelmesini sağlayan bir doğal afet gibi değerlendirilebilir.

Tıraşlamalardan sonra geniş dikim aralıkları alana gelen bitkilere daha uzun süre yaşama olanağı tanır. Geniş dikim aralıklarını izleyen aralamalar da biyoçeşitlilik için olanaklar sağlar.

Bazı yayınlarda doğal ormanlardaki ve endüstriyel ağaçlandırmalardaki biyolojik çeşitliliğin kıyaslamaları yapılmaktadır. Ayrıca kıyaslamalar su rejimi, erozyon, topraktan besin maddeleri alımı, sosyal ve ekonomik etkiler bakımlarından da yapılmaktadır. Bu kıyaslamalar bilimsel açıdan ve uygulamaya yön vermeleri bakımlarından çok yararlıdır. Ancak bu kıyaslamalar genelde mikro düzeyde kıyaslama anlamında olup endüstriyel ağaçlandırmaların kurulup kurulmamasını etkilememesi gerekir. Yukarıda belirtildiği gibi, plantasyonlar kurulurken biyolojik çeşitliliğin daha az etkilenebileceği yerlerin seçimi ve benzeri konularda bu araştırmalardan yararlanılmalıdır. Makro açıdan bakıldığında endüstriyel ağaçlandırmaların kurulması çoğalan dünya nüfusu ve kişi başına artan odun gereksinimi nedenleriyle bir zorunluluktur. Aksi halde bazı bölümlerde sık sık vurgulandığı üzere gelişmekte olan, ekonomisi iyi olmayan ülkelerdeki ve özellikle yarı kurak, kurak ve tropik bölgelerdeki doğal ormanları koruyabilmek ve başka kullanımlara dönüşümünü engellemek bir hayal olur.

Günümüzde doğal ormanların %7’ine ulaşan (271 milyon ha) ve %76’sı üretim amaçlı ağaçlandırma olan ormanlardan, dünya endüstriyel odununun %35’i sağlanabilmektedir. 2020 yılında bu miktarın %44’e ulaşacağı belirtilmektedir (Carle ve Ark. 2009). Verimli alanlarda kurulacak endüstriyel plantasyonların tropik, subtropik ve ılıman kuşakta dünyadaki doğal ormanların %10-12’sine ulaşması ve bunun gelişmekte olan ülkelere de dengeli olarak dağıtılabilmesi, doğal ormanlar için bir güvencedir. Böylece doğal ormanlar uzun idare süresiyle doğaya daha yakın olarak işletilebilecek, doğal ormanlardan elde edilecek çeşitli ürünler endüstriyel veya diğer odun çeşidi gereksinimleri için kullanılacaktır. Doğal ormanlarla endüstriyel plantasyonları karşılaştırırken bu gerçekleri dikkate almayan görüşler olaya dar bir açıdan bakan görüşlerdir.
Endüstriyel ağaçlandırmaların kurulması bir zorunluluktur. Esas olan endüstriyel ağaçlandırmaların yönetiminde biyolojik çeşitliliği en üst düzeyde sürdürebilmektir. Bu bağlamda aşağıdaki bilgiler ve genel öneriler endüstriyel plantasyonların yönetimine önemli katkılar yapabilecektir:

Endüstriyel plantasyonların kurulacağı alanlarda, seçilen türün ve alan büyüklüğünün çevredeki tarım alanlarını ve diğer orman ekosistemlerini, su rejimi değişikliği bakımından olumsuz yönde fazla etkilememesine dikkat edilmelidir. Endüstriyel plantasyonların su rejimine olan etkileri yakın çevre ve havza bazında değerlendirilmelidir.

Endüstriyel plantasyonlar toprağın besin maddelerini genelde doğal ormanlardan daha fazla sömürür. Ancak besin maddesi tüketimi, türlere bağlı olarak birkaç rotasyon sonra toprağı belirgin olarak etkileyebilmektedir. Besin eksiklikleri de yapılan toprak analizlerine göre gübre verilerek giderilebildiğinden, endüstriyel plantasyonların sürekliliği devam ettirilebilmektedir. Endüstriyel plantasyonlarda kullanılan gübre miktarı, su ve toprak kirliliği oluşturacak düzeyde değildir.

Endüstriyel plantasyonlar, genelde doğal ormanlara veya klasik ağaçlandırmalara oranla daha fazla besin tüketseler de bu tüketim tarımsal ürünlerin hemen tamamamına yakınının tükettiğinden daha azdır. Nitekim araştırma bulgularına göre, taneli bir bitki tarafından topraktan alınan azot ve fosfor, okaliptüs türünün aldığından sıra ile 2.5 ve 15 kat fazla bulunmuştur (FAO 2000). Benzer şekilde tahılların Pinus radiata türüne oranla 15-35 kat azot, 80-250 kat fosfor ve 10 katı kalsiyum kullandığı saptanmıştır (Cossalter ve Pye-Smith 2003; Will ve Ballad’a atfen).

Atmosferde CO2 birikiminin ana kaynağı fosil yakıt tüketimidir. Orman yangınları ve çürüyen ağaçlar da atmosferdeki CO2 düzeyinin artmasına neden olmaktadır. Buna karşılık endüstriyel plantasyonları oluşturan hızlı gelişen türler, diğer türlerden daha fazla CO2 bağlamaktadır. Bu bağlamda azalan dünya ormanlarının ağaçlandırmalarla çoğaltılması ve ağaçlandırmalarda endüstriyel ağaçlandırmaların doğal orman ve klasik ağaçlandırmalara göre, payının %10-12’ye çıkarılması, bağlanan CO2 miktarını artıracaktır. Bu da küresel ısınmayı kısmen yavaşlatıcı bir etkendir. Dünya’da uzun süre çürümeden kalan ahşap malzeme örneğin dayanıklı ahşap binalar ve mobilya, bağladığı CO2’yi bünyesinde çürüyünceye kadar tutarak CO2 bağlamada işlev yapar.

Endüstriyel ağaçlandırmalar, klasik ağaçlandırmalar gibi kırsal kesimdeki halkın işlendirilmesine belirgin katkılar yapmakta, ayrıca odun hammaddesi bakımından dışa bağımlılığı azaltmaktadır.

Biyokütle üretimi amaçlı ağaçlandırmalar-çevre ve enerji ilişkileri

Biyokütle üretimi genelde en yüksek verimdeki alanlarda yapıldığından, bu alanların verimli olarak kullanımı sağlanır. İdare süresi çok kısa (1-5 yıl) olduğundan yatırımlar daha kısa sürede paraya dönüşür. Biyokütle üretimi için tarım alanlarının kullanılması alanların küçük olması, homojen tıraşlama kesimler uygulanması nedenleriyle halkın bu traşlama kesimlere karşı reaksiyon gösterme olasılığı daha düşük olmaktadır.
Biyokütle üretimine dönük planlamalar yapılmadığı takdirde, geleneksel baltalıklar yine gündeme gelebilecektir. Endüstri devrimi ve doğal gaz kullanımından sonra dünyada  baltalık işletmeleri azalmıştır. Azalma 1970 yılından sonra daha da hızlanmıştır. Ancak hala Fransa’da 5 milyon ha, İtalya’da 3.7 milyon ha geleneksel baltalık ormanı bulunmaktadır (Savill ve Ark.1997). Fosil yakıtlar hızla tükenmektedir. Türkiye’de orman teşkilatı 2006 yılında tüm baltalıkları koruya dönüştürme kararı almıştır. Baltalıkların koruya dönüştürülmesi kararı genel anlamda olumlu bir yaklaşımdır. Ancak ülkemizin sosyo-ekonomik koşulları dikkate alınarak bazı yörelerde baltalıkların devamı düşünülebilir.

Türkiye’de 9.3 milyon hektar baltalık ormanı, geçmişte enerji amaçlı yani odun ve kömür üretimi için kullanılmıştır. Günümüzde doğalgaz kullanımının yaygınlaşması nedeniyle, yukarıda açıklandığı gibi baltalıklar koruya dönüştürülmeye başlanmıştır. Koruya dönüştürme çalışmaları sonucu günümüzdeki baltalık orman alanı 4.4 milyon hektara gerilemiştir (Anon 2012a). Genelde 20 yıllık idare süresi ile işletilen baltalıkları başta meşe türleri (Quercus sp.) olmak üzere, kestane (Castanea sativa), doğu kayını (Fagus orientalis), fındık (Corylus avellana), dişbudak (Fraxinus sp.) ve diğer bazı türler oluşturmaktadır. Bazı yörelerimizde kavak türlerinde (Populus sp) ve okaliptüs türlerinde (Eucalyptus camadulensis ve Eucalyptus grandis) baltalık işletmesi uygulanmaktadır. Söğütlerde (Salix sp.) ise genelde dere boylarında tetar işletmesi yaygındır.
Türkiye’de Salix alba, S. excelsa ve S. accomophylla klonları ile Edirne-Meriç, İzmit, Kırşehir-Kocabey ve Samsun-Terme’de kurulan klonal söğüt denemelerinin 2 yıllık sonuçlarına göre klonların hacim verimleri, kuru madde, kalori değerleri, yapraklarındaki protein maddeleri arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. Bazı klonlar yüksek kuru madde, yüksek kalori değerleri ve protein değerlerinin üçünü birden bünyesinde toplayabilmiştir (Tunçtaner 1990). Kırşehir-Kocabey’de 27 klonla kurulan Salicetum’da yapılan değerlendirmelere göre en düşük ve en yüksek boy gelişmeleri 9.98 m ve 18.58 m; çap değeleri 11.76 cm-20.13 cm arasında değişmiştir. En yüksek kalori değerleri 4644 Cal-gr (üst kalori), 4548 Cal-gr (alt kalori) en düşük kalori değerleri 3439 Cal-gr (üst kalori), 3362 Cal-gr (alt kalori) olarak saptanmıştır (Toplu ve Ark. 2006).

Biyokütle amaçlı kültürler verimli tarım alanlarında kurulur. Kısa idare süreli baltalıkların ana amacı, üretilen odun hammaddesini enerjiye dönüştürmektir. Fosil yakıtların azalması ve zamanla tükenmeye yönelmesi ile kısa idare süreli baltalıkların önemi artacak,  orman ve tarım alanlarında uygulamaları yaygınlaşacabilecektir.

Sulanmayan- iğne yapraklı endüstriyel ağaçlandırmalar

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında bölgesel tür seçimi

Yukarıda, endüstriyel orman plantasyonlarının hızlı gelişen yerli ve yabancı orman ağaçları ile kurulduğu belirtilmiştir. Ayrıca bir yöre, bölge ve ülkedeki ekolojik koşullara uyum sağlayabilecek türlerle ilgili ekolojik incelemeler ve arazi denemeleri (orijin denemeleri) açıklanmıştır. Bu denemeler sonunda, ülkemizde belirli bölge ve yörelerde yetiştirilebilecek türlerle araştırılmasına devam edilmesinde yarar görülen türler ve araştırılacağı bölgeler işaret edilmiştir. Hızlı gelişen doğal iğne yapraklı ve yapraklı türlerimiz belirtilerek bu türlerin endüstriyel orman ağaçlandırmalarında kullanılmalarının yararı belirtilmiştir. Ayrıca doğal ormanlarımızın %10-12’si gibi bir bölümünde aynı türle veya alternatif türlerle endüstriyel ağaçlandırma kurabilmenin önemi ile koşul ve kısıtları açıklanmıştır.

Araştırma bulgularına göre, ülkemizdeki endüstriyel orman ağaçlandırmalarında kullanılabilecek yerli ve yabancı türler bölgelere göre aşağıda belirtilmiştir.

Doğu Karadeniz Bölgesi:

İğne yapraklı türler: Alt kuşakta Pinus radiata, Pinus pinaster (Korsika orijini), Pinus taeda; alt ve orta kuşakta Pseudotsuga menziesii, Picea sitchensis; yüksek kuşakta Pinus contorta.

Yapraklı Türler: Kavak türleri (Populus sp.), Alnus glutinosa subsp. barbata, Castanea vesca.
Belirtilenlere ek olarak Sequoia sempervirens de sınırlı plantasyonlar halinde alt kuşakta denenebilir.

Batı ve Orta Karadeniz Bölgeleri:

İğne yapraklı türler: Alt kuşakta Pinus pinaster (Korsika orijini), Pinus radiata (yazın bağıl nemi yüksek yörelerde), Pinus taeda (sınırlı plantasyonlar); alt ve orta kuşakta Pseudotsuga menziesii.

Yapraklı türler: Kavak (Populus sp.) ve söğüt türleri (Salix sp.), Fraxinus excelsior, Alnus glutinosa subsp. barbata.

Marmara Bölgesi:
İğne yapraklı türler: Pinus pinaster (Korsika orijin) Pinus radiata, Pinus brutia.

Yapraklı türler: Kavak (Populus sp.) ve söğüt türleri (Salix sp.), Alnus glutinosa subsp. barbata, Fraxinus excelsior

Ege ve Akdeniz Bölgeleri:

İğne yapraklı türler: Kızılçam (Pinus brutia), halepçamı (Pinus halepensis).

Yapraklı türler: Kavak ve söğüt türleri, taban suyunun yüksek olduğu yörelerde Eucalyptus grandis, Eucalyptus camaldulensis.

Belirtilenlere ek olarak Cupressus arizonica ile Ege, Marmara ve İç Anadolu Bölgelerinin sahil kesimlerinin dışında, kurakça bölgelerde sınırlı plantasyonlar kurulabilir. Bu ağaçlandırmalar verim ölçütlerine göre endüstriyel ağaçlandırma veya klasik ağaçlandırma sınıflarına girebilir.
Yukarıda ülkemizde denenen ve denenmelerine devam edilmesi uygun olacak türler açıklanmıştır. Bu türlerden bazıları için de Thornthwaite iklim sınıflamasına göre ülkemizde yeni deneme bölgeleri önerilmiştir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında kültür alanlarının seçimi, projelendirme ve alan hazırlığı

Bu alt bölümde iğne yapraklı türlerle yapılan endüstriyel plantasyonlar açıklanmıştır. Zaman zaman dişbudak (Fraxinus sp.) ve kızılağaç (Alnus sp.) ağaçlandırmalarına da değinilmiştir. Kavak ve okaliptüs türleri gibi sulanan veya taban suyu düzeyinin öne çıktığı endüstriyel ağaçlandırmalar ise ayrı alt bölümlerde işlenmiştir.

Kültür alanlarının seçimi: Endüstriyel orman ağaçlandırmaları yoğun kültür yöntemlerinin uygulandığı ağaçlandırmalardır. Alan hazırlığı iyi bonitet alanlarda makineli çalışmalarla yapılır. Bu ağaçlandırmalar, makineli alan hazırlığı ve endüstriyel orman ağaçlandırmalarına uygunluğu bakımından Gaddas tarafından yapılmış arazi sınıflamasında “çok iyi” ve kısmen de “iyi” arazi sınıflarında kurulabilir

Ağaçlandırma projeleri ve iç taksimat şebekesinin uygulanması: Endüstriyel orman ağaçlandırmaları için, diğer amaçlı ağaçlandırmalarda olduğu gibi sağlıklı “ağaçlandırma projeleri” nin hazırlanması gerekir. Bu projelerde ağaçlandırmaların amacı, kurulması, bakım ve üretimi aşamalarında yapılacak işlemler zaman ve uzam bakımından belirlenir. Ağaçlandırma projelerinde biyolojik, teknik ve sosyo-ekonomik koşullar ayrıntılı olarak değerlendirilir. Gelir ve gider tahminleri yapılır .

Fayda-maliyet analizleri ile projenin ekonomik getirileri hakkında bilgi edinilir (Birler 2009). “Bölüm 17” de açıklanmış olan ağaçlandırma projeleri, bu yatırımların çevreye ve sosyal alanlara katkılarını ortaya çıkararak yatırımcıya kararlarında yardımcı olur.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarının uygulanmasında ilk iş iç taksimat şebekesi yollar, bölme ve bölmecik sınırları ile yangın emniyet yol ve şeritlerinin araziye aplike edilmesidir (Alt Bölüm 8). Daha sonra makineli alan hazırlığına geçilir.

Alan hazırlığı: Makineli alan hazırlığı yöntemleri “Bölüm 9”da iyi bonitetlerdeki alan hazırlığını da kapsayacak şekilde ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu nedenle alan hazırlığı yinelenmeyecek ve endüstriyel orman ağaçlandırmalarında uygulanabilecek alan hazırlık yöntemleri konusunda özellik taşıyan bazı işlemlere değinilecektir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında, ağaçlandırmanın yapılacağı iklim bölgesi ile toprağın anakaya ve fiziksel özellikleri, seçilecek makineli çalışma yöntemini ve yoğunluğunu belirler.

İzmit-Kerpe yöresinde bozuk baltalık bir alanda, fiziksel özellikleri iyi derin topraklarda yapılacak sahilçamı ağaçlandırmaları için diri örtünün tarakla temizlenmesi ve toprağın birincisi eş yükselti eğrilerine dik yönde ve ikincisi eş yükselti eğrilerine paralel olmak üzere birbirlerine dik yönde iki kez disklenmesinden sonra dikim yapılması önerilmiştir (Cooling 1977,  Tolay 1987, Zoralioğlu 1990, Gürer ve Dönmez 1986, Hızal ve Ark. 2002). Araştırma bulgularına göre, bu alanda değişik makineli toprak işleme yöntemleriyle toprağın fiziksel özelliklerinde istatistiki olarak ortaya çıkan farklılıklar, toprak işlemeden 8 yıl sonra kaybolmuştur (Hızal ve Ark. 2007). Bulgulara göre; toprağın fiziksel özelliklerinin iyi ve yağışın da oldukça yeterli olduğu bu bölgede, tarak+riper+diskaro kambinasyonu yerine tarak+diskaro kombinasyonu ekolojik ve ekonomik açılardan daha uygundur.

Ülkemizdeki bölgesel mekanizasyon araştırmaları kapsamında; Antalya-Düzlerçamı yöresinde çalımsı zayıf maki ile kaplı traverten ana kaya, mutlak toprak derinliği 25-40 cm, fizyolojik toprak derinliği 60 cm olan kahverengi rendzina toprak tipindeki deneme alanında 1, 3, 5 ve 10 yıllık sonuçlara göre; tarak+riper (veya riper pulluk)+ diskaro kombinasyonu en uygun yöntem olarak belirlenmiştir. Ancak bu alan kızılçam endüstriyel plantasyonları bakımından alt sınırı oluşturabilir. Yine bölgesel mekanizasyon araştırmaları kapsamında Balıkesir-Domuz Harmanı yöresinde,  bozuk maki ile kaplı dolomit üzerinde mutlak toprak derinliği 70-100 cm, fizyolojik derinliği 120 cm’den fazla olan kahverengi orman toprağındaki deneme alanında 1, 3, 5, ve 10 yıllık sonuçlara göre; tarak+riper (riper pulluk)+diskaro kombinasyonu en uygun toprak işleme yöntemi olarak saptanmıştır (Ayık ve Yılmaz 1992, Zoralioğlu 1988; 1993, Boydak ve Ark. 2006a;b).

Endüstriyel plantasyonlar için mekanizasyon sistemi konusunda verilecek karara katkı yapabilecek yarı-kurak alanlardaki iki ayrı makineli alan hazırlığı araştırmasının sonuçları “Bölüm 9” da belirtilmiştir. Eskişehir-Musaözü (940 m) (Zoralioğlu 1990) ve Eskişehir-Karasakal (1100 m) (Boydak ve Zoralioğlu 1992) yörelerinde yapılan bu çalışmalarda aynı yöntemler uygulanmış, Eskişehir-Karasakal yöresi denemesinde dikimlerden sonra kültür bakımı uygulanmamıştır. İki araştırma alanında 3 yıllık araştırma sonuçlarına göre; tarak+riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu en uygun makineli sistem olarak belirlenmiştir. Tam alanda derin toprak işlemesi ve dikimlerden sonra diskaro ile sığ toprak işlemesi yapılan bu alanlar, aynı zamanda en fazla su tutma kapasitesine sahip alanlar olarak ortaya çıkmıştır.

Yukarıdaki araştırma bulgularına göre, endüstriyel orman plantasyonları kurmak için su açığının daha fazla olduğu yörelerde yapılan kızılçam plantasyonlarında tarak+riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu uygulanmalıdır. Yarı-kurak bölgelerde veya yağışın oransal olarak daha az olduğu yerlerdeki endüstriyel plantasyonların tamamında da tarak+riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu önerilebilir. Diri örtünün zayıf olduğu yerlerde ise riper veya riper pullukla derin toprak işlemesinin ardından ağır diskaro çekmek yeterlidir.

Buna karşılık İzmit-Kerpe örneğinde olduğu gibi Kuzey Marmara, Batı ve Doğu Karadeniz Bölgelerinde kurulacak endüstriyel plantasyonlarda, fiziksel durumu iyi olan derin orman topraklarında ise tarak+diskaro kombinasyonu yeterli olabilmektedir. Ancak bu konuda yağış ve toprak koşulları dikkatli olarak analiz edilmelidir. Koşullara göre tarak+riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu uygulanması zorunlu alanlar da bulunabilir.

Alanda diri örtünün zayıf olması halinde tarakla diri örtü temizliğine gerek olmadığından, tüm koşullarda riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu uygulanır. Hafif kumlu topraklarda riper veya riperle derin toprak işlemesinden sonra ağır diskaro ile üst toprak işleme kararı, toprağın koşullarına göre verilmelidir.
“Bölüm 9” da belirtilen özel anakaya ve toprak koşullarının bazılarında derin sürümlerden sonra kök gelişme olanakları iyileştirildiğinden verim artabilir.  Örneğin tarım topraklarında pulluk tabanının kırılması, bir pas taşı veya geçirimsiz tabakanın kırılması gibi. Bu işlemlere toprak profilinde iyi incelemeler yapılması ile karar verilir. Bu tip alanlarda ortalama verim gücünün yılda 10 m³/ha’rı aşabilmesi halinde endüstriyel ağaçlandırmalardan söz edilebilir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmaları, genelde %30 eğime kadar olan ve tam alan toprak işlemeye uygun eğimlerde uygulanır. Verimi yüksek alanlarda riper pullukla tam alanda eş yükselti eğrilerine paralel sürümlerle endüstriyel orman ağaçlandırmalarının alanı %40 eğime kadar genişletilebilir.

Endüstriyel ağaçlandırmalarda dikim aralıkları, dikim zamanı ve dikim yöntemleri

Dikim aralıkları: Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında dikim aralıkları amaca, türün biyolojisine, yetişme ortamı koşullarına ve ekonomik koşullara göre değişebilir. Türkiye’nin doğal türlerinde uygulanan dikim aralıkları  te verilmiştir. Esasen klasik ağaçlandırmalar için genelde maksimum sınırları oluşturan bu dikim aralıkları, endüstriyel plantasyonlar için de uygulanabilir. Ancak bazı koşullarda biraz daha genişletilebilir. Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında, ilk aralama ürünü odun hammaddesinin ticari olarak değerlendirilebilmesi ara amacını karşılayabilecek dikim aralıkları esas alınmalıdır. Ayrıca ağaç türü ve yetişme ortamına bağlı olarak dikim aralıklarının en geniş sınırını kalite, en dar sınırını ise ekonomik koşullar belirler (Evert 1973, Boydak 1982a;1992). İlk yıllarda alanın önemli bir bölümünün üretim dışı kalmaması için dikim aralıkları fazla geniş tutulmamalıdır. 

Dikim yöntemi: Alan hazırlığı genelde makine ile toprak işlemesi şeklinde olduğundan çıplak köklü fidanlar için “ayak plantuvarı ile dikim yöntemi” veya “çapa ile çukurda kenar dikimi (pullama) yöntemi” uygulanır. Tüplü fidanlarda ise “çukur dikimi yöntemi” uygulanmaktadır. Küçük tüplü fidanların dikimi özel pompalı veya pedallı dikim aletleriyle de yapılabilmektedir. Makineli alan hazırlığını izleyen dikimlerden sonra kültür bakımı (toprak işleme ve diri örtü temizliği) sıra aralarında makinalı olarak yapıldığından çekici gücün ve ekipmanın fidanlara zarar vermemesi, ayrıca bireylere verilen büyüme alanının eşit olması bakımlarından dikilecek fidan yerleri kılavuz ve dikim ipleri kullanılarak belirlenir. Eğer dikim aralıkları 3×2 m ise kılavuz ip üzerinde renkli boya ile sıra aralıkları (3 m) dikim ipi üzerinde ise sıralar üzerindeki fidan aralıkları (2 m) işaretlenmiştir. Dikim ipleri genelde 50 m boyunda (bağlantılarla 55 m), kılavuz ipi ise diri örtü yığın aralıkları boyutundadır (Birler 2009).

Dikim zamanı: Dikim zamanı iklim koşullarına göre değişebilmektedir. Ülkemizde iklim bölgelerine göre erken ilkbahar, sonbahar, kış ve yaz sonu dikimleri yapılabilmektedir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında bakım

Endüstriyel ağaçlandırmalarda bakım; gençlik bakımı, aralama, budama ve koruma konularını kapsamaktadır.n

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında gençlik bakımı

Endüstriyel ağaçlandırmalarda ilk üç yıl dikim sıraları arasında bakım diskorosu ile makineli, dikim sıraları üstünde insan gücü ile sığ toprak işlemeleri yaparak diri örtünün temizlenmesi ve kapiler su kaybının azaltılması başarı için gereklidir. Yapılan işlemlerle evapotranspirasyonun azaltılmış olması, suyun toprakta daha uzun süre kalması ve bitki tarafından kullanımını sağlar. Fidan sıraları arasındaki bakım 4×4 lastik tekerlekli traktöre veya uygun güçteki bir tarım traktörüne arkadan bağlı bakım diskarosu ile yapılarak, diri örtünün temizlenmesi ve toprağın sığ olarak işlenmesi sağlanır. Sıralar üstündeki bakım ise insan gücü ile uygulanır. İlk yıl sıralar üstünde 50-60 cm genişlikteki bir şeritte (fidanların iki yanında 25-30’ar cm genişlikte) tam alanda çapa ile diri örtü temizliği ve toprak işleme yapılır. İlk yıl bu işlem önemlidir. İzleyen iki yılda sıralar arasındaki bakım gene bakım diskarosu ile uygulanır. Sıra üzerindeki bakımlar aynen 1. Yıldaki gibi uygulanabilir. Yahut 2. Ve 3. Yılda fidan kök boğazı çevresinde 60×80 cm boyutundaki bir alanda çapa ile yapılır. Fidan kök boğazı etrafındaki toprak işlemenin, toprağın çapa ile kök boğazına doğru çekilerek yapılması başarıyı artırır.

Belirtilen bakım işlemlerinin yılda en az bir kez veya iki kez yapılması uygundur. İlk uygulama yağışların kesilmesinin ardından yapılmalıdır. Diri örtünün yoğun olması durumunda ilk yıl 3 kez de yapılabilir. Yağışın yeterli olduğu bölgelerde ise bakımlarda diri örtü kontrolü öne çıkmaktadır.

İlk vejetasyon dönemi sonunda (Ekim-Aralık) fidanların tutma başarısı (fidan yaşama yüzdesi) ve eğer varsa kuruyan fidanların alandaki dağılımları saptanır. Endüstriyel ağaçlandırmalarda fidan yaşama oranı %90’nın hatta 95’in üzerinde olmalıdır.  Eğer fidan kayıpları %5’in üstünde olursa bunların sahaya homojen dağılması halinde 1. Vejetasyon periyodunun sonunda (sonbahar-kış) veya erken ilkbaharda tamamlama dikimleri yapılır.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında aralama ve budama

Endüstriyel orman ağaçlarının bakım açısından doğal gençleştirme ve bazı klasik ağaçlandırmalardan en önemli farkı, endüstriyel orman ağaçlarının daha geniş dikim aralıkları ile dikilmeleri nedeniyle gençlik çağından sonra bir sıklık çağı yaşamadan doğrudan direklik (sırıklık) çağına geçişleridir. Klasik ağaçlandırmalarla kurulan ormanların birçoğu da türe ve dikim aralıklarına bağlı olarak sıklık çağı geçirmemektedirler. Belirtilen nedenlerle endüstriyel orman ağaçlandırmalarında gençlik bakımlarını aralamalar izler.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında aralamalar

Endüstriyel orman ağaçlandırmaları ve bazı klasik ağaçlandırmalarla kurulan ormanların yönetimi doğal ormanlardan farklıdır. Endüstriyel ve klasik ağaçlandırmalardaki yönetimde örneğin aralama şiddet ve sayıları bakımından farklılıklar bulunmaktadır. Daha çok klasik ağaçlandırmaları kapsayan aralamalar Bölüm 16’da işlenmiştir. Endüstriyel ağaçlandırmaların hızlı gelişen türlerle kurulması, ağaçlandırmalarında ıslah edilmiş generatif veya vejetatif materyalden elde edilen fidanların kullanılması, dikim aralıklarının geniş ve idare sürelerinin kısa olması nedenleriyle klasik ağaçlandırmalara göre aralamalarda bazı farklılıklar gösterir.
Nitekim endüstriyel ağaçlandırmalara konu olan bazı tür veya klonlarda örneğin Melez kavaklarda (Populus x euramericana) ve Populus deltoides türünde, genelde aralama yapılmaz. Amaca ve dikim aralığına göre seçilmiş olan başlangıç dikim aralığı, idare süresi sonuna kadar (5-13 yıl) sürdürülür. Buna karşılık özellikle iğne yapraklı türlerle yapılan endüstriyel ağaçlandırmalarda (idare süresi 25-30 yıl, bazı tür ve koşullarda 40-50 yıl) bir, iki veya üç aralama işlemi uygulanır. Ağaçlandırmalar genelde genetik ıslah yoluyla elde edilen fidanlarla oluşturulduğundan, aralamalar sistematik (şematik) aralama olarak uygulanır. Bazı koşullarda, örneğin 1960’lı yıllarda ıslah edilmemiş tohumlarla kurulan ve endüstriyel-klasik arası özellikler taşıyan Keşan kızılçam plantasyonlarında olduğu gibi, ağaçlandırmalarda sistematik-selektif kombinasyonu şeklinde bir aralama da uygulanabilir (Odabaşı 1981).

Melez kavakların aksine ülkemizde 1×3 m veya 1.5×2 m dikim aralıklarıyla kurulan yerli karakavak (piramidal karakavak) ağaçlandırmalarda da daha kalın çaplı ürün elde etmek için bir aralama yapılabilmektedir. Örneğin, 8 yaşında uygulanan %50 düzeyindeki bir sistematik aralama ile hektardaki 3333 ağaç sayısı 1666 adede indirilerek, 20-22 yıllık idare süresi sonunda son hasılat hacminde yaklaşık %15 düzeyinde bir artış sağlanmaktadır. Hacim artışının Pazar satış değeri yüksek olan kalın çaplı ağaçlarda birikmesiyle mali kazancın % 15 oranını da aştığı belirtilmektedir (Anon. 1981).

Endüstriyel ağaçlandırmalarda aralama yapılıp yapılmamasını belirleyen etkenler amaç, türün hızlı gelişme yeteneği, dikim aralıkları ve idare süresi ile ilişkilidir. Nitekim Melez kavak türleri ve klonları ile Populus deltoides çok hızlı büyüdüklerinden, dikim aralıklarına bağlı olarak 3-5 yıl sonra alanın tümünden yararlanmaya başlayabilmekte ve aralama işlemi uygulanmadan 5-13 yaşları arasında idare sürelerini tamamlamaktadır. Ancak dar dikim aralıkları ile kurulan yerli karakavaklarda bir aralama işlemi uygulanabilmektedir. Ayrıca, hızlı gelişen iğne yapraklı türler (örneğin Pinus pinaster, Pinus brutia, Pinus radiata), kavak tür ve klonları kadar hızlı gelişmemekte ve yetişme ortamının tamamından yararlanabilme, daha geç yıllarda başlamaktadır. İdare süreleri ise daha uzun olmaktadır. Bu nedenle de aralama işlemleri uygulanmaktadır.
Kızılçamda (Pinus brutia) aralamalar
Ülkemizin hızlı gelişen iğne yapraklı türü olan kızılçamda 1.5×3 m dikim aralığında, pazarda değerlendirilebilecek boyutlarda ürün elde etmek için I., II. Ve III. Bonitet alanlarda ilk aralama yaşı sıra ile 17 yıl, 20 yıl ve 25 yıl olarak belirtilmiştir. Bu yaşlarda da göğüs çaplarının yine sarı ile 12.5 cm, 10.7 cm ve 9.9 cm olduğu ifade edilmiştir (Usta 1991). Bu sonuçlar genelde alan hazırlığı, orijin seçimi ve ıslah gibi bazı temel konularda özenli davranılmayan kızılçam ağaçlandırmalarında yapılan ölçme sonuçlarına dayandırılmıştır. Nitekim kızılçamın kuzey yayılışını temsil eden Keşan yöresindeki kumtaşı filişi ve marn anataşı grubunda 2.5×2.5 m kare veya 2×3 m dikdörtgen dikimlerde, kapalılık 10-12 yaşlarında oluşabilmekte ve 14-15 yaşlarında Pazar değeri olan (maden direği) ilk aralama ürünü elde edilebilmektedir (Resim 14.8). Aynı anataş grubunda 2×2 m veya 1.5×3 m dikimlere ise kapalılık 7-10 yaşlarında oluşabilmekte ancak maden direği üretimi için ilk aralama yine 14-15 yaşlarında uygulanabilmektedir (Boydak 1982b). Gözlemlerimize göre, örneğin birinci bonitet alanlarda 1.5×3.0 m veya 2.0 x 3.0 m dikim aralığında bulunan kızılçam meşcerelerinde kapalılığın 7-9 yaşlarda oluşabileceğini ve ilk aralamalara koşullara göre 12-14 yaşlarında başlanabileceğini belirtebiliriz. 1.5×3 m vaya 2×3 m dikim aralığı ile kurulmuş I. Bonitet kızılçam ağaçlandırmalarında ikinci aralama 17-19 yaşlarında uygulanabilir. Islah edilmiş tohumla I. Bonitet ve II. Bonitetin üst sınırında, 1.5×3 m veya 2×3 m dikim aralıkları ile kurulacak kızılçam plantasyonlarında, yukarıda açıklanan aralama rejimine benzer bir aralama rejimi uygulanması beklenebilecektir. Ancak aralama zamanları 2-3 yıl öne çekilebilecektir. Nitekim döl denemeleri sonuçlarına göre örneğin Adana-Ceyhan deneme alanında 7 yaşındaki bazı ailelerin 12-15 cm göğüs çapına ve 12-15 m boya ulaştığı gözlenmiştir. Bu bulgular, belirtilen materyalle kurulacak kızılçam endüstriyel plantasyonlarda, ilk aralama yaşının 9-10 yaşlarına indirilebileceğini işaret etmektedir. İlk aralamada çıkarılacak birey sayısı %30 olabilir. Bu sayı deneyimlerle daha da netleşebilecektir.

Aralamalar, doğal ormanlarda da olduğu üzere ara hasılat elde edilmesine, zayıf ve sağlıksız bireylerin alandan uzaklaştırılmasına, kalan kaliteli bireylerin daha hızlı gelişmelerine ve mali kazancın daha fazla olmasına, amaç çapına daha erken ulaşılmasına ile idare süresinin kısaltılabilmesine katkı yapmaktadır.

Endüstriyel ve klasik ağaçlandırmalarda aralamalar kapalılığın oluştuğu yaştan daha sonra yapılmaktadır. Kapalılığın oluştuğu yaş, ağaçların alandan en etkin biçimde yararlanmaya başladığı, kök ve gövde gelişmelerinin hızlandığı bir dönemdir. Aralamalardan sonra alanda kalan ağaçların boşalan alandan daha çabuk ve etkin olarak yararlanabilmeleri için ilk aralama; ticari ürün elde etme yaşı ve kapalılığın oluşması bağdaştırılarak, kapalılığın oluşmasından 3-5 yıl sonra yapılmalıdır. Bu yaklaşımla ilk aralama ürünü de pazarda daha kıymetli olacaktır. İlk aralama yaşının bonitetlere ve dikim aralıklarına göre hektarda göğüs yüzeyi olarak belirtilmesi de ikinci bir objektif ölçü olacaktır.
Sahilçamında (Pinus pinaster) aralamalar
İyi bonitet bir alanda 2×3 m dikim aralığı ile kurulan bir sahilçamı (Pinus pinaster) ağaçlandırmasında, bireyler yetişme ortamının tamamından ancak dikildikten 6-7 yıl sonra yararlanmaya başlayabilmektedir. Ağaçlandırma kurulduktan sonra 25-30 yıllık idare süresi içinde, meşcerede sıklık normal düzeyin üstüne çıkacağından 1 veya 2 aralama gerekebilmektedir.

İğne yapraklı endüstriyel plantasyonlarda, türlere ve dikim aralıklarına göre ilk aralamaya başlama yılı ve aralama rejimi önem taşımaktadır. Örneğin II. Bonitet, yağışlı ve az yağışlı biyoiklim sınıflarında 2×3 m dikim aralığı ile kurulan sahilçamı plantasyonlarında, meşcere kapalılığı sıra ile 5. Ve 6. Yıllarda oluşmaktadır (Akgül 2010). Akgül bu bulgulara göre, ilk aralama yaşı olarak kapalılığın oluştuğu 5. Ve 6. Yılları düşünmekle birlikte, ürününün pazarda değerlendirilmesini dikkate alarak; ilk aralama yaşı için yağışlı ve az yağışlı biyoiklim bölgelerinde 7. Yaş, yarı kurak biyoiklim bölgelerinde ise 8. Veya 9. Yaşlar önerilmiştir.
Öte yandan İzmit-Kerpe Araştırma Ormanı’nda, Nelder deneme desenine göre sahilçamında kurulmuş dikim aralığı araştırmasından elde edilen bulgulara göre,  farklı büyüme alanları için önerilen ilk aralama yaşları “Tablo ”de toplanmıştır (Şener 2004).

Sahilçamı ağaçlandırmasında, ürünün piyasada değerlendirilebileceği ilk aralamaya 7 yaşında başlanması önerilmiştir.

Diğer bazı araştırma bulgularına göre ülkemizdeki sahilçamları için ilk aralama yaşını da kapsayan aralama şablonları geliştirilmiştir (Birler ve Yüksel 1983, Grutt 1977, Cooling 1977). Bunlar içinde Birler ve Yüksel (1983) tarafından önerilen aralama rejimi bir tabloda toplanmıştır (Tablo 14.2). Birinci bonitet alanlarda Birler ve Yüksel (1983) tarafından sahilçamı için ilk aralama yaşı olarak önerilen 9. yaş uygun bir yaştır.
 Değişik dikim sıklığındaki sahilçamı ağaçlandırmaları için önerilen ilk aralama zamanları (Şener 2004).

 Türkiye’de sahilçamında 3×2 m dikim aralığı ile kurulmuş olan endüstriyel ağaçlandırmalar için önerilen aralama uygulaması (Birler ve Yüksel 1983).
Aralama
Ağaç Sayısı (Adet/Ha)
Bonitet Sınıfları ve Aralama Zamanları
Sırası
Oranı
Kesilen
Kalan
I (iyi)
II (Orta)
III (Zayıf)
I Aralama
%30
500
1116
Meşcere orta boyu 6,5-7,0 m’ye ulaşınca
9.yıl
12.yıl
18.yıl
II Aralama
%30
350
816
Meşcere orta boyu 10 m’ye ulaşınca
14.yıl
19.yıl
27.yıl

 Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında budama

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında budamanın iki amacı vardır. Birinci amaç, yazları kurak ve sıcak iklim bölgelerindeki endüstriyel ağaçlandırmalarda yangın olasılığını azaltmaktır. İkinci amaç ise, budama ile budaksız ve daha kaliteli gövdeler elde etmektir. Sahilçamında yangın olasılığını azaltmak için yapılan budamanın ağaç boyları 5.5 m olduğu zaman yerden 2.5 m yükseltiye kadar yapılması önerilmektedir (Cheney 1975, Cooling 1977). Budama, örtü yangınlarının tepe yangınına dönüşme olasılığını azaltmaktadır. Budamadan sonra yol kenarında 30 m genişliğindeki şeritlerde dallar temizlenmelidir.
Endüstriyel ağaçlandırmalarda budamanın ikinci amacı, daha kaliteli gövdeler elde etmektir. Bu nedenle, hektar başına seçilen sınırlı sayıdaki kaliteli bireyde budama yapılmaktadır. Endüstriyel ağaçlandırmalardaki budamalarda, budamaya başlama yaşı, budanacak ağaç sayısı, budama yüksekliği önem taşımaktadır. Budamaya başlama yaşı, ilk aralamalara başlanılan yaş ile birleştirilebilir (sahilçamı için 9. Yaş, kızılçam için bu aşamada 11-12 yaşlar). Bu yaşlarda daha hızlı gelişen kaliteli gövdeleri ayırt etmek daha kolaydır. Ayrıca, iş akışı bakımından da kolaylık sağlanabilir. Esasen, sahilçamında 9 yaş civarı, yangın olasılığını azaltmak için budamanın 5.5 m boyda yapılması önerisi ile de bağdaşabilmektedir. Bu açıklamalar ışığında, önce ilk aralama ve kalan tüm gövdelerde yangın riski bakımından yerden 2.5 m yükseltiye kadar budama yapılır. 9 yaşındaki sahilçamı gövdelerinin yaklaşık 5.5-6.5 boylarında olması beklendiğinden, yeşil tepe oranını daha fazla düşürülmesi, klorofil özümlemesini ve dolayısıyla artımı azaltabilecektir. Bu nedenle ilk aralama aşamasında seçilen kaliteli gövdelerde, 3-5 yıl sonra budama yüksekliği 4-5 m’ye çıkarılabilir. İkinci budama zamanını dalların kalınlaşma hızı ve budakların 10-15 cm çapındaki iç gövde kısmında kalması koşulları belirler. Ancak, iğne yapraklı türlerde, kavak gibi entansif bir budama ekonomik olmaz. İdare süresi, gövde çapı ve diğer nedenlerle iğne yapraklı türlerde budamanın 4-5 m’nin üstüne çıkarılması ekonomik olmayacaktır. İdare süresi sonunda kesilecek olan hektardaki kaliteli budanmış ağaç sayısını, piyasa istekleri belirler. Genel bir yaklaşımla, budanacak ağaç sayısının 200-300 gövde olması önerilebilir.
Kızılçamda yangın olasılığını azaltmak bakımından yapılacak budamalar ivedilik taşır. Yol kenarlarında budandıktan sonra temizlenecek şerit genişlikleri en az 30 m olmalıdır. Bu şeritlerde yangın olasılığını azaltmak amacı ile yapılacak budamalar, 11-12 yaş olarak tahmin edilen ilk aralamalardan daha önce de yapılabilir. Bu durumda artım kayıplarını azaltmak için budama yüksekliği ağaç boylarına göre 2.5 m yerine 2 m olarak alınabilir.

Kızılçam endüstriyel ağaçlandırmalarında yangın olasılığını azaltma açısından, yangın emniyet yol ve şeritlerinde 1-1.5 m sıra aralığı ile yaklaşık 1 m dikim aralığı verilerek, üçgen dikim şekliyle en az 5-7 sıralı servi dikimi önerilmektedir.  Buna ek olarak planlamalarda servi dikimlerinin 400-600 m mesafelerde tekrarlanması, ayrıca piramidal servi dikimlerinde bu sıra aralıklarının 1 m ve dikim aralıklarının 50 cm ye kadar düşürülmesi de öneriler arasındadır (Boydak 1994, Boydak ve Ark. 2006a;b). Servi dikimlerinin 9 sıraya çıkarılması daha uygundur. Neyişçi (1987c) tarafından önerilen 2-5 sıralı servi dikimlerinin işlevsel açıdan en az 5 sıralı olması gerekir. Uygun ekolojik koşullarda, yangın emniyet yol ve şeritleri kenarlarına diğer güç yanan türlerden Acacia cyanophylla, Nerium oleander, Capparis spinosa, Pistacia lentiscus, Calicatame villosa ve kaktüs türleri de dikilebilir (Neyişçi 1987b). Daha önce belirtildiği gibi (Bölüm 8) önce yaklaşık 20 m genişlikte daha güç yanan bir yapraklı kuşak, örneğin meşe türüyle bir ağaçlandırma yapılması bunu 9 sıralı servi dikimlerinin izlemesi yangına karşı daha iyi bir koruma işlevi yapabilmektedir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında koruma

Endüstriyel ağaçlandırmalar genelde tek türle (monokültür) hatta tek klonla (monoklon) kurulduklarından, yaşamlarının çeşitli aşamalarında sıcaklık, yağış, bağıl nem, ışık, kar, don, rüzgâr, toprak gibi cansız (abiyotik) ve mantar, bakteri, virüs, böcek gibi canlı (biyotik) etmenlerin zararlarından daha fazla etkilenebilirler. Endüstriyel ağaçlandırmaların yabancı tür, orijin veya klonlarla kurulmaları durumunda bunların seçimlerinde bilimsel ölçütlere yeterli özenin gösterilmemesi halinde bu zararlar daha da artabilir. Endüstriyel ağaçlandırmalarda görülen zararlar, tek veya birkaç etmenin birlikte etkilerinden kaynaklanabilir. Örneğin donların veya diğer ekolojik koşulların zayıf düşürdüğü ağaçlarda sekonder zararlıların etkisi görülebilir.

Cansız (abiyotik) etkilerden koruma: Klimatik ve edafik etkenlerin oluşturduğu en önemli zararlar don, kar ve rüzgâr zararları veya bunların birlikte olan etkilerinin ortaya çıkardığı devrilme, kırılmalar şeklindeki daha kuvvetli zararlar olabilir. Bu olumsuzluklara karşı en yararlı önlem ekolojik koşullara uygun tür, orijin veya klon seçimidir (Resim 14.5). Bu bağlamda tohum hasat ve kullanma bölgesi ölçütlerine de özen gösterilmesi gerekir. Ayrıca sağlıklı ve kaliteli fidan kullanma, uygun kültür yöntemlerinin seçimi ve zamanında uygulanması, abiyotik zararları büyük çapta azaltır.

Endüstriyel ağaçlandırmalarda iklime bağlı olarak, özellikle sıcak ve kurak iklim koşullarında oluşabilecek insan kaynaklı yıkıcı bir zarar da orman yangınlarıdır. Bazen yıldırımlar da yangına neden olabilmektedir. Daha çok Akdeniz iklimi veya yarı kurak alanlarda oluşan yangınları önleme veya yangınla mücadele konuları “Bölüm 8 ve 16” de açıklanmıştır. Yangın olasılığı kızılçam, sahilçamı ve karaçam gibi iğne yapraklı türlerle kurulacak endüstriyel plantasyonlarda daha fazladır.

Canlı (biyotik) etkilerden koruma: Endüstriyel ağaçlandırmalarda daha çok böcek ve mantar zararları görülebilmektedir. Ancak ülkemizdeki endüstriyel ağaçlandırmalarda kitle üremesine neden olan bir zararlı saptanmamıştır (Birler 2009). Türkiye’de hızlı gelişen iğne yapraklı ve yapraklı türlerde zarar yapan böcekler (Anon 1994, Çanakçıoğlu ve Mol 1998, Mol 1998, Birler 2009), ve mantarlar (Vural 1975; 1981, Birler 2009) belirtilen kaynaklarda yer almaktadır. Ayrıca böcek ve mantar zararlarına karşı koruma ve mücadele önlemleri de yukarıda belirtilen yayınlarda ve diğer bazı çalışmalarda açıklanmıştır (Yıldız ve Güler 1981, Ayık ve Güler 1985, Birler 2009).

Britanya’da yapılan analizler; kısa idare süreli türlerin çoğunda çeşitli hastalık ve patojenlerin bulunduğunu, yaygın olmalarına karşın bunların sınırlı ve tesadüfi zararlar yaptığını işaret etmektedir. Ancak bazılarının önemli zararlar yapabilme potansiyeli de bulunmaktadır (Webber ve Ark. 2011).

Tıraşlanmış alanlarda dikilen kaplı fidanlara geyik ve tavşanlar zarar verebilmektedir (Gill ve Trout 2011). Abiyotik zararlılar için açıklandığı gibi, biyotik zararlılar için de en etkin koruma önlemi endüstriyel ağaçlandırmaların uygun tür, orijin ve klonla yapılmasıdır. Ayrıca sağlıklı ve kaliteli fidan kullanma, uygun kültür yöntemlerinin (toprak işleme, dikim, gübreleme, sulama, budama, aralama) seçimi ve zamanında uygulanması biyotik zararlıların zararını en aza indirebilmektedir.

Biyotik zararlılarla mücadelede doğal (biyotik) mücadele (örneğin doğal yırtıcıların kullanılması) veya kimyasal mücadele yolları uygulanabilmektedir. Ancak hava, su ve toprak kirlenmesine neden olan kimyasal yöntem son başvurulacak yol olmalıdır. Önerilmemekle birlikte kullanılmalarının zorunlu hale gelmesi durumunda, insektisit ve fungisitlerin kullanımında en etkili ve çevreye en az zararlı olanları seçilmeli ve kullanım yöntemlerine özen gösterilmelidir.

Kaynakça

http://bilgidiyari.tk/endustriyel-orman-agaclandirmalari-biyokutle-agaclandirmalari-ve-hizli-gelisen-turler/

ENDÜSTRİYEL ORMAN AĞAÇLANDIRMALARI

BİYOKÜTLE AĞAÇLANDIRMALARI VE HIZLI GELİŞEN TÜRLER

Endüstriyel orman ağaçlandırmaları: “Genelde kitlesel odun üretiminin, kalite üretiminden daha önde olduğu, alan hazırlığı ve kültür bakımlarının makine ile yapıldığı, hızlı gelişen türlerin ıslah edilmiş tohum veya vejetatif kısımlarından elde edilen fidanların kullanıldığı, verimli yetişme ortamlarında daha genişçe dikim aralıklarıyla kurulan gerektiğinde sulama, gübreleme ve budama uygulanan yüksek artımlı ve kısa idare süreli ağaçlandırmalardır”. Tanımda belirtildiği gibi endüstriyel ağaçlandırmalar verimli alanlarda, yoğun kültür yöntemleri kullanılarak ve hızlı gelişen türlerle kurulur. Fidanlar genetik olarak ıslah edilmiş materyalden elde edilir. Kaliteli gövde üretimi de amaçlanmakla birlikte kitlesel odun üretimi yani kantite daha ön plandadır. Tercihi amaç belirler.


Daha çok kantiteyi öne çıkaran bu yaklaşımda, yoğun kültürün amacı; birim alanda ve daha kısa idare süresinde kullanılabilir odun üretimini artırmak ve birim alan başına üretim masraflarını aynı düzeyde devam ettirmek veya azaltmak olarak belirtilmektedir (More ve Allen 1999).


“Biyokütle üretimi amaçlı ağaçlandırmalar”: hızlı gelişen türlerle kurulan, bazı istisnalarla genelde yoğun kültür yöntemlerinin uygulandığı endüstriyel ağaçlandırmalardır. Biyokütle üretiminden amaç birim alandan en kısa sürede en fazla biyokütleyi üretmektir. En fazla biyokütle üretimi ise birim alandan en yüksek enerji üretimi anlamındadır. Hızlı gelişen türler daha fazla karbon biriktirir ve daha fazla biyolokütle üretimi sağlar. Endüstriyel plantasyonlardan temel farkları, dikim aralıklarının endüstriyel plantasyonlardan hatta klasik ağaçlandırmalardan çok daha dar ve idare süresinin de 1-5 yıl gibi çok daha kısa olmasıdır.

Kısa idare süreli endüstriyel plantasyonlar için idare süresi ve üretilen odun hammaddesinin nitelik ve kullanım yerlerine göre üç sınıflı bir gruplama yapılmıştır (Schreiner 1970). Bu gruplamada mini-kısa idare süreli (2-5 yıl), mini-orta idare süreli (6-15 yıl) ve mini-uzun idare süreli (16-30 yıl) sınıflar oluşturulmuştur. Mini-kısa idare süreli (2-5 yıl) plantasyonlar lif yonga üretimi için; mini-orta idare süreli plantasyonlar (6-15 yıl) kâğıt, lif ve yonga, soymalık ve bıçkılık tomruk üretimi için; mini-uzun idare süreli (16-30 yıl) plantasyonlar ise daha çok kereste ve soymalık tomruk ve aynı zamanda kâğıt üretimi için amaçlanabilmektedir. Açıklanan bu üretim amaçlarından da anlaşıldığı gibi 1-5 yıl idare süresi dışındaki kısa idare süreli plantasyonlarda (6-30 yıl arası) genelde biyokütle üretimi amaç değildir. Bu tanımlar dikkate alındığında endüstriyel ağaçlandırmalar mini-orta idare süreli (6-15 yıl) ve mini-uzun idare süreli (16-30 yıl) ağaçlandırmalardır. Biyokütle üretimi amaçlı ağaçlandırmalar ise mini-kısa idare sürelidir (1-5 yıl). Bazı durumlarda biyokütle üretimi amaçlı ağaçlandırmalar (1-7 yıl) olarak da kabul edilebilir.
Schreiner (1970) tarafından yukarıda açıklanan üç sınıflı mini idare süreli plantasyonların önerildiği yıldan bir yıl önce Draysdale (1969) de hızlı gelişen türlerle endüstriyel ağaçlandırmalar yerine iyi yetişme ortamlarında, dar dikim aralıkları ve kısa idare sürelerine dayalı ormancılık (biyokütle)  önerisi yapmıştır.

“Endüstriyel plantasyon” ve “biyokütle üretimi” kavramları yukarıda açıklandığı gibi birbirlerine yakın ancak amaç ve uygulama şekilleri bakımından kısmen farklıdır. Ormancılık literatüründe hemen aynı anlama gelen “entansif ağaçlandırma (plantasyon)” ve “yoğun kültür kavramları yanında, kullanılmış olan “yüksek verimli silvikültür (Allegri 1965) ve “endüstriyelHata! Başvuru kaynağı bulunamadı. silvikültür” (Morandini 1976) kavramları da aynı anlamları taşımaktadır. Ancak, “biyokütle üretimi” bu kavramlardan daha dar dikim aralıkları ve daha kısa idare süreleri ile ayrılmaktadır.

Biyokütle üretimi için kullanılan türler genelde geniş yapraklı türlerdir. Bu türlerin vejetatif üreme (sürgün verme) yeteneklerinin ve süresinin yüksek olması önem taşımaktadır. Çünkü plantasyonların kesiminden sonra türlerin biyolojisine bağlı olarak örneğin 5 periyot (hatta daha çok sayıda) baltalık olarak işletilmeleri, iç karlılık oranını artırmaktadır. Kavak (Populus sp.), okaliptüs (Eucalyptus sp.) ve benzeri yapraklı endüstriyel plantasyonlar belirli periyotlar baltalık olarak işletilebilmektedir.

Yabancı türler ve hızlı gelişen tür denemeleri

Endüstriyel ağaçlandırmalar hızlı gelişen yerli ve yabancı türlerle kurulmaktadır. Bu nedenle önce yabancı tür ve hızlı gelişen tür kavramları açıklanacak ve daha sonra hızlı gelişen tür denemeleri ve aşamaları belirtilecektir.

Yabancı tür ve hızlı gelişen tür kavramları ve tanımları

Bazı türler değişik amaçlarla doğal olarak yetişmedikleri yöre, bölge veya ülkelerde dikilebilmekte veya bu türlerle doğal olarak bulunmadıkları yerlerde geniş çaplı ağaçlandırmalar yapılabilmektedir. Bu türler belirtilen alanlar için “yabancı tür (egzotik tür)” konumundadır. Yabancı bir türün dikimi, odun üretimi amaçlı olabileceği gibi toprak koruma ve su verimini artırma amaçlı, estetik amaçlı veya odun dışı ürün elde etme amaçlı olabilir. Tarihsel süreçte yabancı tür dikimlerinin estetik amaç veya odun dışı ürün elde etme amacıyla başlamış olması büyük bir olasılıktır. Geçmişte örneğin İstanbul’da yetişmeyen, dış ülkelerden veya ülkenin başka yörelerinden getirilerek kentin saray, köşk ve boğaz kıyısındaki yalıların bahçelerine estetik amaçla dikilmiş asırlık yabancı ağaç türlerinden bazıları, günümüzde de yaşamalarını sürdürmektedir (Yaltırık ve Ark. 1997). Yarı kurak ve kurak bölgelerimizden İç Anadolu Bölgesi’nde ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde toprak ve su koruma amaçlı birçok yabancı tür denenmiş veya dikilmiştir.

Yabancı tür, Doğal olarak bulunmadığı bir bölge veya ülkede yetiştirilen türlere verilen isimdir. Günümüzde “yabancı tür” kavramı, doğal olarak bulunmadığı bir bölgede veya ülkede daha çok odun hammaddesi elde etmek amacıyla, denenen ve başarılı olanlarla uygun geniş alanlarda ağaçlandırmaların yapıldığı “hızlı gelişen türler” için kullanılmaktadır. Bu nedenle de ağaçlandırmalar açısından “hızlı gelişen yabancı tür denemeleri”, “hızlı gelişen yabancı tür ağaçlandırmaları (ithalleri)” kavramaları öne çıkmaktadır.
Yukarıda belirtildiği gibi, bir tür yalnızca hızlı geliştiği için doğal olarak bulunmadığı bir bölge veya ülkeye dikilmez. Toprak ve su koruma, erozyon ağaçlandırması veya estetik amaçlarla da dikilebilir. Bunlar da “yabancı tür” kavramı içindedir. Ayrıca “Yabancı tür” kavramı sadece bir ülkeye başka ülkelerden (politik sınırlar dışından) getirilen ve ağaçlandırılan tür olarak algılanmamalıdır. Bir ülke içinde de bazı türlerle doğal olarak yetişmediği bölgelerde ağaçlandırmalar yapılabilir. Örneğin Toros sediri ve karaçamla, doğal olarak bulunmadıkları Doğu Anadolu Bölgesi’nde yapılan ağaçlandırmalar da “yabancı tür ağaçlandırması” kavramı içinde yer alır. Buna karşılık Yunanistan’ın Ege adalarındaki kızılçamlardan fidan elde edilerek ülkemizde kızılçamın doğal yayılışının olduğu, örneğin Akdeniz Bölgesi’ne dikilecek kızılçamlar, buralar için “yabancı tür” değil “yabancı orijin”dir. Benzer şekilde Akdeniz Bölgesi’nden getirilerek Ege Bölgesi’ndeki doğal bir kızılçamın yayılış alanına dikilen kızılçamlar da burası için yabancı orijindir. Buna karşılık doğal kızılçam ormanları bulunmayan Ankara yöresine dikilmiş olan kızılçamlar, burası için “yabancı tür” dür. Daha önceki ağaçlandırma kitaplarında bulunan “yabancı tür ithalleri” ve ‘’hızlı gelişen yabancı tür ithalleri’’ kavramlarında yer alan “ithal” kelimesi, yabancı tür veya hızlı gelişen yabancı tür kavramlarının sadece bir ülkede bulunmayan ve yurt dışından getirilen, tür veya türler olarak algılanmasına neden olmuştur. Bu bakımdan yanlış algılamalara neden olan “yabancı tür ithalleri”, “hızlı gelişen yabancı tür ithalleri’’ kavramları yerine “yabancı tür ağaçlandırmaları- dikimleri”, “hızlı gelişen yabancı tür ağaçlandırmaları” kavramlarının kullanılması daha uygun olacaktır.

Ağaçlandırmalar açısından hızlı gelişme

Ağaçlarda hızlı gelişme (büyüme) göreceli bir kavramdır. Büyüme başta türün biyolojisi ve kalıtsal özellikleriyle ilişkilidir. Farklı iklim bölgelerinde hızlı gelişebilen türler bulunabilmektedir. Türler benzer veya kısmen benzer iklimli yörelere götürüldüğünde hızlı büyüme kalıtsal özelliklerini sürdürebilmektedir. Ancak hızlı büyüme düzeyi değişik iklim bölgeleri, edafik koşullar veya iğne yapraklı ve yapraklı türler arasında belirgin farklılıklar gösterebilmektedir. Bu nedenle de ağaçlandırmalar açısından “hızlı gelişme” tanımı konusunda ülkeler veya araştırıcılar arasında birliktelik bulunmamaktadır. “FAO Akdeniz Ormancılık Sorunları Araştırma Komitesi”nin 1970 yılında Türkiye’de yaptığı bir toplantıda, hızlı gelişen tür tanımı da görüşülmüştür (Atay 1971). Toplantıya sunulan bildirilerde hızlı gelişen tür tanımına ilişkin değişik görüşler açıklanmıştır (Atay 1971, Eraslan 1983). Türlerin biyolojilerine göre sayısal veriler belirtilerek yapılmış olan iki yaklaşım, “hızlı gelişen tür” kavramı olarak ülkemizde en fazla kabul gören ve tarafımızdan da benimsenen yaklaşımlardır:

·         Hızlı gelişen tür” uygun yetişme ortamlarında, yoğun kültür teknikleriyle, 30 yıllık idare süresi sonunda yıllık ortalama hacim artımı 10 m³/ha veya daha fazla olan türlerdir.

·         İdare süresini 30 yılın üstünde ve en çok 50 yıl olarak kabul eden yaklaşıma göre “hızlı gelişen tür”; uygun yetişme ortamlarında, yoğun kültür teknikleriyle, 50 yıllık idare süresi sonunda, genel ortalama hacim artımı 12 m³/ha veya daha fazla olan türlerdir. Bu tanımda ayrıca türün genel ortalama hacim artımının en az %75’ini 30 yaşa kadar, %100’ünü ise 50 yaşa kadar oluşturması da benimsenmektedir.

Yukarıdaki yaklaşımlar dikkate alındığında ülkemizin doğal türlerinden karakavak (Populus nigra), Fırat kavağı (Populus euphratica), titrek kavak (Populus tremula), söğüt türleri (Salix sp.), dişbudak (Fraxinus excelsior), kızılağaç (Alnus glutinosa, A. glutinosa ssp. barbata), çınar (Platanus orientalis), kestane (Castanea sativa), kızılçam (Pinus brutia), karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana), Kazdağı göknarı (Abies equi-trojani) hızlı gelişen türleri oluşturmaktadır (Resim 14.1, Resim 14.2). Türkiye’de denenmiş ve plantasyonları kurulmuş hızlı gelişen yabancı türleri ise melez kavaklar (Populus x euramericana), P. deltoides, Eucalyptus camaldulenis,  Eucalyptus grandis, Pinus pinaster, Pinus radiata, Pinus taeda, Pseudotsuga menziesii olarak belirtebiliriz (Resim 14.3, Resim 14.4). Cupressus arizonica türü de bu gruba sokulabilir. Hızlı gelişen yabancı türler içinde denemelerde başarılı olanlar ile bu konudaki görüş ve düşüncelerimiz ileride açıklanacaktır.

Türkiye ağaçlandırmalarında yabancı tür kullanma gereksinimi

Yabancı tür ağaçlandırmaları tüm dünyada yayılma eğilimdedir (Saatçioğlu 1969;1981, Boydak 2003b). Bu yayılmanın başlıca nedeni, kısa idare süreli verimli ormanlar kurmaktır. Bunun yanında toprak ve su koruma veya estetik amaçlı yabancı tür kullanımı da yaygındır.

Kuzey Amerika kıtası ağaç türü sayısı bakımından Avrupa’ya oranla çok zengindir. Avrupa’nın Kuzey Amerika’ya nazaran tür fakirliğinin nedeni; “Avrupa’daki ana dağ sıralarının doğu-batı yönünde uzanması ve kurak zonları ile Akdeniz engellerinin buzul devrinde tersiyer florasının güneye geçişini engellemiş olması” şeklinde açıklanmaktadır. Türkiye ise ağaç türü sayısı bakımından Kuzey Amerika’dan fakir, Avrupa ve Orta Doğu ülkelerinden zengindir. Türkiye’nin ağaç türlerinin ve diğer bitki örtüsünün Avrupa’dan daha zengin olmasında iki neden öne çıkmaktadır. Bunlardan birincisi Türkiye’deki dağ sıralarının doğu-batı yönünde uzanmasına rağmen buzulların yaklaşık 2000 m yükseltiden aşağıya inmemiş olması ve buzulların Türkiye’deki tersiyer ağaç türü kompozisyonunda önemli bir azalmaya neden olmamasıdır (Saatçioğlu 1969). İkincisi ise Türkiye’nin dünya üzerindeki coğrafi konumu ve morfolojik yapısı nedeniyle sahip olduğu iklim çeşitliliğidir. Nitekim Kuzey Amerika’nın iklim koşullarının önemli bir bölümü az ve ya çok düzeyde Türkiye’de de temsil edilmektedir (Saatçioğlu 1969, Chadwick 1983, Boydak ve Ark. 1995).

Amerika’daki bazı türler tersiyerin sonlarına doğru yakın akrabaları ile Avrupa florasında da yer almıştır. “Duruma bu açıdan bakan bazı otoriteler, Avrupa’ya egzotik türlerin getirilmesini bugünkü Avrupa florasını karıştırmak veya karışık hâle getirmek anlamına gelmediğini, aksine buzul devirlerinde bir kaza eseri fakirleşen Avrupa doğasının tekrar eski zenginliğine kavuşturulması anlamını taşıdığını ifade etmektedirler” (Saatçioğlu 1969)..

Çok değişik yetişme ortamı (iklim ve toprak) koşullarına sahip olan Türkiye bazı yabancı türlerin yetiştirilmesi için uygundur. Türkiye’de bozuk ormanların çokluğu da yabancı türler veya hızlı gelişen yabancı türlerle çalışma açısından olanaklar sağlamaktadır. Türkiye’de orman alanlarının %10-12’sini kademeli olarak başta yerli hızlı gelişen türler olmak üzere yerli ve yabancı hızlı gelişen türlerle endüstriyel ağaçlandırmalara ayırmak uygundur. Yanlış olarak tarımda kullanılan, örneğin eğimli alanların da dikkate alınması ile belirtilen bu miktarı olumlu karşılamak gerekir.

Yabancı türlerin tesisinde tesis yeteneği  (tesis kabiliyeti) ve tesis değeri (tesisi ehliyeti) önem taşır. Tesis yeteneği belirlenirken iklimle birlikte orijin de önemle dikkate alınmalıdır. “İleri derecede ve ulusal ekonomiye en yarayışlı odun çeşitlerinden mümkün olan en yüksek hacim üretimini sağlamak Türkiye silvikültürünün en önemli ilkelerindendir” (Saatçioğlu 1981). Özellikle hızlı gelişen yerli ve yabancı türlerle yapılan endüstriyel ağaçlandırmalar bu amacın gerçekleştirilmesinde önemli yer tutar.

Hızlı gelişen yabancı tür denemeleri (orijin denemeleri)

Geçmişte hızlı gelişen yabancı türlerle ilgili denemeler “tür ithal denemeleri” adı altında; a. Tür eliminasyon denemeleri b. Tür kıyaslama (mukayese) ve hasılat denemeleri, c. Tür plantasyon denemeleri (pilot ağaçlandırmalar) olmak üzere üç aşamada yürütülmüştür (Ürgenç 1971a;b;1982, Tunçtaner 2007). Ancak günümüzdeki bilimsel gelişmeler ve bilgiler ortamında hızlı gelişen yabancı tür denemelerini orijin denemeleri olarak algılamak gerekir.

Geniş yayılışı olan bir türü, sadece bir iki orijinle tür denemesi adı altında diğer türlerin birer-ikişer orijini ile denemek uygulama açısından bekleneni vermez hatta gizler. Bu bakımdan yabancı tür denemelerinin, her denenen tür için denendiği yöreler bakımından o türün yayılış alanlarını temsil edecek, yeterli orijinle orijin denemeleri kapsamında yürütülmesi gerekir. Nitekim Türkiye’de yapılan yabancı tür denemelerinin hemen tamamı orijin denemeleri şeklindedir (Ürgenç 1972, Şimşek 1979;1982a;b; 1986, Şimşek ve Ark. 1976;1978;1985, Toplu ve Ark. 1987;1989a;b, Eyüpoğlu 1986, Eyüpoğlu ve Atasoy 1986, Tunçtaner ve Ark. 1988, Tulukçu ve Ark 1991, Boydak ve Ark. 1995). Ancak orijin denemelerine girmeden önce, söz konusu hızlı gelişen yabancı tür veya türlerin doğal ormanlarının bulunduğu alanların ve başarılı ağaçlandırmaları yapılmış ülke ve bölgelerin iklim ve edafik koşullarının; deneneceği yöre, bölge veya ülkenin iklim ve edafik koşulları ile benzerliğinin kıyaslanması gerekir. Benzerliğin saptanmasından sonra orijin denemelerine geçilir.

Hızlı gelişen yabancı tür orijin denemelerinde yetişme ortamı koşullarının kıyaslanması: Yukarıda belirtildiği gibi hızlı gelişen yabancı tür denemelerine (orijin denemeleri) başlamadan önce, söz konusu tür veya türlerin doğal ormanlarının veya başarılı ağaçlandırmalarının olduğu bölgelerin yetişme ortamı koşulları belirlenir. Aynı yöntemlerle yabancı hızlı gelişen türün deneneceği yöre, bölge veya ülkenin yetişme ortamı koşulları da belirlenerek bunlar kıyaslanır. Yetişme ortama koşullarının benzer olması halinde orijin denemelerine geçilir. Yetişme ortamı koşullarının belirlenmesi için iklimsel, edafik ve biyoklimatik incelemeler yapılır (Ürgenç 1972). İklim incelemesi için diğer bazı yaklaşımlar yanında iklim sınıflamalarından (Erinç, Köppen, Thornthwaite vb.) yararlanmak mümkündür.

Bu bağlamda “A.B.D. orijinli hızlı gelişen iğne yapraklı orman ağacı türlerinin Türkiye’ye ithali olanakları” konulu çalışmada, Thornthwaite iklim sınıflaması ile kıyaslamalar yapılmıştır (Boydak ve Ark. 1995). İklim kıyaslaması yapılabilmesi için aynı yöntemin iki bölge veya ülke için hazırlanmış iklim haritalarına gereksinim bulunmaktadır. Bulunmaması halinde iklim kıyaslamaları için vejetasyon periyodu uzunlukları, yıllık sıcaklık ortalamaları, en düşük ve en yüksek sıcaklıklar, yağış, bağıl nem ve bunların yıl içindeki dağılımları ve diğer iklim değerleri kıyaslanabilir. Hızlı gelişen yabancı tür çalışmalarında “en düşük sıcaklıkların bilinmesi” de önem taşır (Ürgenç ve Ark. 1975).

İklim kıyaslamaları hızlı gelişen yabancı tür denemeleri öncesi en önemli aşamayı oluşturur. İklim benzerlikleri saptandıktan sonra, bunu edafik koşulların benzerliğini araştırma izler. Bu aşamada anakaya, toprak türü, toprağın reaksiyonu (pH), toprak derinliği ve türün özel toprak isteklerinin kıyaslanması gerekir. Kıyaslamalarda biyoklimatik haritaların da önemli katkıları olmaktadır. Bu konuda dünyadaki Akdeniz iklim bölgelerini (Akdeniz ülkeleri, Güney Afrika Birliği’nin güney batısı, Şili, Avusturalya’nın güney ve batı bölgeleri, Kaliforniya) kapsayan biyoklimatik haritalar örnek olarak belirtilebilir (Emberger ve Ark. 1962).

Hızlı gelişen yabancı tür orijin denemelerinde alan uygulamaları: Orijin denemelerinde alan uygulamalarının aşamaları daha önce anlatıldığı için (Bölüm 6) burada sadece bazı genel açıklamalarla yetinilecektir.

Orijin denemelerinde denemeye sokulan orijinler, hızlı gelişen yabancı türün doğal yayılışını yatay ve yükselti olarak yeterince temsil edebilmelidir. İyi analizler yapılarak yatay ve dikey yayılışlara ait bazı orijinler, bazı deneme alanlarında kullanılmayabilir.

Hızlı gelişen yabancı tür orijin denemelerinde kullanılacak orijinlere ait tohumlar güvenilir olmalıdır. Bu nedenle tohumlar uluslararası kuruluşlar (IUFRO, FAO, CFI), ulusal resmi kuruluşlar veya uzman firmalar tarafından sağlanmalıdır. Bu konuda uluslararası paylaşım bakımından kurumlar arası yerleşmiş gelenekler de bulunmaktadır. Örneğin Türkiye’de “İzmit-Kavak ve Hızlı Gelişen Tür Orman Ağaçları Araştırma Enstitüsü” araştırıcılarının kurmuş olduğu kapsamlı hızlı gelişen yabancı tür orijin denemelerinin birçoğunun tohumu uluslararası kuruluşlarca sağlanmıştır. Türkiye’den ülkede veya yabancı ülkelerdeki araştırıcılar veya araştırma kurumlarına orman ağacı tohumu sağlayan kuruluş ise Orman Ağaçları ve Tohumları Islah Enstitüsü Araştırma Müdürlüğü’dür.

Türkiye’de hızlı gelişen yabancı tür araştırmaları ve endüstriyel ağaçlandırmaların tarihsel gelişimi

Köylümüz tarafından yapılan karakavak dikimleri (halk kavakçılığı) ve söğüt dikimleri hızlı gelişen türlerle Türkiye’de yapılan ilk etkinlikler olarak kabul edilebilir. Hektarda yıllık ortalama 20-50 m³ arası artım yapabilen karakavak, ılıman kuşağın en hızlı gelişen yapraklı türleri içindedir. Hızlı gelişen yabancı türlerle ülkemizde yapılan ilk ağaçlandırmalar, 1885 yılında Terkos Gölü çevresinde kumul hareketlerini durdurmak için bir Fransız şirleti tarafından yapılan sahilçamı (Pinus pinaster) ile yine bir Fransız şirketi tarafından Adana-Mersin demiryolu istasyonlarında estetik amaçlarla yapılan okaliptüs (Eucalyptus camaldulensis) ağalandırmalarıdır. Bunlar küçük alanlarda yapılan ağaçlandırma örnekleridir. Tarsus-Karabucak bataklığının kurutulması amacı ile Eucalyptus camadulensis türü ile 1939 yılında başlatılan ve 885 hektarı bulan ağaçlandırmalar ile (Gürses 1990), İkinci Dünya savaşı yıllarında yalancı akasya (Robinia pseudoacacia) türü ile kurulan “Maden Direği Akasya Ormanları” (Turan 1982), ülkemizde yabancı türlerle kurulan ilk endüstriyel plantasyonlar olarak kabul edilebilir.

Ankara’da 1955 yılında yapılan “Ağaçlandırma ve Kavak Teknik Kongresi” nin, modern kavak ağaçlandırmalarına ilk ivmeyi verdiğini belirtebiliriz. Orman Mühendisleri Odası tarafından Ankara’da 1966 yılında düzenlenen “Orman Mühendisliği 1. Teknik Kongresi” ise hızlı gelişen yerli ve yabancı tür araştırmalarının, ağaçlandırmalarda mekanizasyon ve endüstriyel plantasyonların gündeme getirildiği ve daha sonra başlatıldığı bir toplantıdır.

Ülkemizde hızlı gelişen yabancı türlerle ilişkili ilk kurumsal araştırmalar, İ.Ü. Orman Fakültesi Ormancılık Ekonomisi Kürsüsü tarafından, ülkemizin değişik yörelerinde kurulan okaliptüs (1948), duglas (1951), melez (1958) denemeleri (Akalp 1982) ile Silvikültür Kürsüsü tarafından Belgrad Ormanı’nda kurulan (1952) Melez kavak araştırmalarıdır (Saatçioğlu 1962). Asıl kapsamlı araştırmalar ise yukarıda belirtildiği gibi İzmit-Kavak ve Hızlı Gelişen Orman Ağaçları Enstitüsü tarafından 1968 yılından itibaren kurulmuş ve denemeler yaygınlaştırılarak sürdürülmüştür. Bu enstitü 1968 yılından başlayarak Rize’den Kahramanmaraş’a kadar kıyı kesimlerindeki 40 yörede yerli ve yabancı hızlı gelişen türlerle oldukça kapsamlı denemeler kurumuştur. Bu çalışmalara koşut olarak yerli türlerimizde ıslah çalışmaları, bu bağlamda hızlı gelişen yerli türümüz kızılçamda ıslah ve döl denemeleri konularında Orman Ağaçları ve Tohumları Islah Enstitüsü’nün kapsamlı çalışmaları olmuştur. Ayrıca başta İ. Ü. Orman Fakültesi olmak üzere diğer orman fakülteleri ve Bölgesel Ormancılık Araştırma Enstitüleri hızlı gelişen yerli ve yabancı türlerle ilgili araştırma ve yayınlar yapılmıştır.

Ülkemizde hızlı gelişen yerli ve yabancı tür araştırmalarıyla endüstriyel ağaçlandırma konularını kapsayan birçok bilimsel toplantı yapılmıştır. Bunlardan başlıcaları; Ağaçlandırma ve Kavakçılık Teknik Kongresi (1955-Ankara), Orman Mühendisliği 1. Teknik Kongresi (1966-Ankara), Hızlı Gelişen Türler Semineri (1971-İzmit-Kefken), Türkiye’de Hızlı Gelişen Türlerle Endistriyel Ağaçlandırmalar Sempozyumu (1981-İzmit-Kefken), Seminar on Techniques and Machines ajöre Rehabilitation of Low-Productivity Forest (1984-İzmir-Çeşme; Uluslararası toplantı), Ormancılık Mekanizasyon ve verimliliği 1. Ulusal Sempozyum (1985-Bolu), Hızlı Gelişen Türler Değerlendirme Toplantısı (1995-Balıkesir), Hızlı Gelişen Türlerle yapılan Ağaçlandırma Çalışmalarının Değerlendirilmesi ve Yapılacak Çalışmalar (1998-Ankara), Management of Fast Growing Plantation (2002-İzmit; uluslararası toplantı), Estabishment of Indüstrial Plantations in Turkey (İzmit-2003; Uluslararası), 1. Ulusal Okaliptüs Sempozyumu (Tarsus-2008), Endüstriyel Plantasyonların Dünü, Bugünü ve Yarını Çalıştayı (2010-İzmit) ve Plantasyon Ormancılığı-Uluslararası (İ.Ü. Orman Fakültesi-İstanbul-2013) toplantılarıdır.

Türkiye’de hızlı gelişen yerli ve yabancı tür araştırmaları ve endüstriyel ağaçlandırmalar konularında 1980’li yılların ikinci yarısına kadar üniversite, araştırma kurumları, uygulama ve meslek kuruluşları örnek çalışmalar sergilemiş, bilim uygulamaya bilimsel olarak yön vermiş ve kurumsal kararlar uygulanmıştır. Ancak 1980’li yılların ikinci yarısı ve sonrasında kişisel kararlar kurumsal kararları göz ardı etmiş ve hızlı gelişen yerli ve yabancı tür çalışmaları yavaşlamış hatta duraksamıştır. Günümüzde de çaşılmalar olması gereken düzeyde değildir.

Türkiye’de hızlı gelişen yerli ve yabancı tür orman ağaçları ile yapılmış olan endüstriyel ağaçlandırmaların değerlendirilmesi

Ülkemizde yapılmış olan hızlı gelişen yerli ve yabancı tür orman ağaçları ile endüstriyel ağaçlandırmaların değerlendirilmesi iki ayrı alt başlık halinde aşağıda açıklanmıştır.

Türkiye’de yapılmış hızlı gelişen yerli ve yabancı tür orman ağaçları araştırmalarının değerlendirilmesi: Yukarıda belirtilidiği gibi, Türkiye’de birçok hızlı gelişen yerli ve yabancı türle orijin denemeleri kurulmuş ve sonuçları ayrı ayrı değerlendirilerek yayınlar yapılmıştır. Bu konuda Türkiye’de denemeleri kurulan A.B.D.’nin 15 doğal türüne (Cupressus arizonica, Picea sitchensis, Pinus atteunata, Pinus echinata, Pinus elliottii, Pinus jeffreyi, Pinus muricata, Pinus ponderosa, Pinus radiata, Pinus taeda, Pinus virginiana, Pseudotsuga menziesii, Sequoia sempervirens ve Thuja plicata) ait ayrı bir çalışma yapılmıştır.  Bu çalışmada belirtilen türlerin deneme alanlarının seçimindeki uygunluk Thornthwaite yöntemi (Thornthwaite 1931; 1948, Avcı 1992) kullanılarak, Boydak ve Ark. (1995) tarafından analiz edilmiştir. Ayrıca kullanılan orijin sayıları ile orijin seçiminde yatay ve dikey yayılışa gösterilen özen vb. konular araştırılmıştır. Her ağaç türü için ayrı analizler yapılmıştır.

Yapılan değerlendirmelere göre; söz konusu denemelerle çok değerli bilgilere ulaşılmıştır. Ancak bu denemelerin ülkemizde kuruldukları yerlerle ilgili olarak; bir kısmında iyi bir ekolojik etüd yapılmış olmasına karşın, bir bölümünde bazı deneme alanları türün doğal yayılışı ile benzer klimatik koşullar taşımayan bölge ve yörelerde kurulmuştur. Denemelerin bir kısmında türlerin yatay ve dikey yayılışlarını temsil edecek düzeyde yeterli sayıda orijin kullanılmamıştır. Orijin denemelerinin sonuçlarına göre bir yöreye en uygun 2-3 orijinle sınırlı plantasyon aşamasına geçilememiştir. Bu eksikliklerin, ülkemizde denenen A.B.D. türleri dışındaki diğer hızlı gelişen tür denemelerinde de var olduğunu belirtebiliriz.

Türkiye’de yapılmış endüstriyel orman ağaçlandırmalarının değerlendirilmesi: Türkiye’de endüstriyel orman ağaçlandırmalarına gereksinim olduğu ve 2000 yılına kadar 300 000 hektar endüstriyel ağaçlandırma yapılması zorunluluğu 1960’lı yıllarda belirtilmiştir. Buna karşın başlangıçta iyi bir gelişme gösteren endüstriyel ağaçlandırmalar, daha sonra çeşitli nedenlerle duraksamıştır. Yeterli bilgi birikimi ve alt yapıya karşın bu duraksamada ülkemizde endüstriyel orman ağaçlandırmaları konusunda politika ve strateji oluşturulamaması etkili olmuştur. Hatta bu konuda kişisel düşünceler, kurumsal düşüncelerin önüne geçmiştir (Boydak 2003b; 2008b).

Ülkemizde 65 000 hektarı melez kavaklar (Populus x euramericana) ve Populus deltodies, 60 000 hektarı karakavak olmak üzere 125 000 hektar kavak ağaçlandırması yapılmıştır. Okaliptüs ağaçlandırmaları (Eucalyptus camadulensis ve E.grandis) ise 20 000 hektardır. Yapraklı türlerle yapılan endüstriyel orman ağaçlandırmaları 145 000 hektardır (kızılağaç, dişbudak ve benzeri yapraklı tür ağaçlandırmaları hariç). İğne yapraklı hızlı gelişen türlerle yapılan endüstriyel ağaçlandırmalar ise yaklaşık 55 700 hektardır (Çalışkan 1998). Bu ağaçlandırmaların 53 901 ha’ını sahilçamı (Pinus pinaster) oluşturmaktadır. Diğer türler ise Pinus radiata (1642 ha), Pseudotsuga menziessii (140 ha) ve Pinus taeda (17 ha)’dır. Türkiye’de günümüze kadar yapılmış olan endüstriyel orman ağaçlandırmalarının toplamı ise yaklaşık 205 000 hektardır. Bu plantasyonların çoğu endüstriyel plantasyonlardan ziyade hızlı gelişen türlerle kurulmuş klasik ağaçlandırmalar niteliğindedir. Genel olarak belirtilirse kavak ağaçlandırmaları konusunda ülkemiz iyi bir aşamadadır. Ancak kavak ağaçlandırmaları daha da artırılabilir. Okaliptüs türleri için uygun ekolojik alanlar sınırlıdır. Bunlara karşılık hızlı gelişen yerli ve yabancı iğne yapraklı türlerle yapılan endüstriyel ağaçlandırmalar alan olarak beklentilerin çok gerisindedir.

Ülkemizdeki kavak ve okaliptüs ağaçlandırmalarında genelde uygun teknikler uygulanmaktadır. Bunlara karşılık iğne yapraklı türlerle kurulan endüstriyel orman ağaçlandırmalarının bir kısmının tesis ve işletilmelerinde büyük eksiklik ve ihmaller söz konusudur. Nitekim Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki sahilçamı ağaçlandırmaları ile ilgili gözlemlerimize ve bu gözlemlere paralel olan Kavak ve Hızlı Gelişen Tür Orman Ağaçları Araştırma Enstitüsü tarafından hazırlanan bir rapora göre, sahilçamı ağaçlandırmalarındaki bazı olumsuzluklar aşağıda belirtilmiştir (Anon. 2002).

Sahilçamı orijin denemelerinin sonuçları alınmadan yapılan dikimlerde kar baskılarına ve kırmalarına dayanıklı olan Korsika orijini yerine, daha küresel bir tepeye sahip olan ve kar baskısına dayanıklı olmayan Land orijini yükseltiyede dikkat edilmeden yaygın olarak kullanılmıştır (Resim 14.5). Bazı yörelerde hatalı olarak ağır kil topraklarına ve %30-100 eğimlere dikimler yapılmıştır. Bir kısım ağaçlandırmalarda kültür yönetimlerine örneğin diri örtü temizliği ve ayrıca aralamalara gereken özen gösterilmemiştir. Amenajman planlarında sahil çamları için idare amaçları ve idare süresi belirtilmemiştir. Birinci veya ikinci bonitetin üst kısımlarında yer almayan düşük bonitetli arazilerde dikim yapılmıştır.

Bu değerlendirmeler, hızlı gelişen yabancı iğne yapraklı türlerle yapılan oldukça yoğun araştırmalara karşın, uygulamalara gereken önemin verilmediğini ortaya koymaktadır. Ayrıca endüstriyel orman ağaçlandırmaları adı altında kurulan ağaçlandırmaların belirli bölümünde orijin seçimi, alan seçimi ve alan hazırlanmasında yanlışlıklar yapıldığını, plantasyonların birçok yörede kendi kaderine terk edildiğini, endüstriyel plantasyon anlayışının amenajman planlarına yansıtılmadığını göstermektedir. Bunlara ek olarak geçmişte iğne yapraklı endüstriyel plantasyonlar için (kızılçam ve sahilçamı) yeterli düzeyde ıslah edilmiş materyal sağlanamamıştır. Bu durum daha önce belirtilmiş olduğu gibi 1980’li yılların ikinci yarısı ve sonrasında ülkemizde hızlı gelişen yabancı türlerle (aynı zamanda hızlı gelişen yerli türlerle) ilgili bilgi birikiminin ormancılık politikalarına ve uygulamaya aktarılmadığını ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin hızlı gelişen doğal türleri



Ülkemiz endüstriyel ağaçlandırmalarında halen kullanılan yerli ve yabancı hızlı gelişen türler ile yapılan araştırmalardan elde edilen verilere göre önerilebilecek türler aşağıda belirtilmiştir.

Yapraklı türler: Yerli karakavak (Populus nigra), Fırat kavağı (Populus euphratica), titrek kavak (Populus tremula), söğüt türleri (Salix sp.), dişbudak (Fraxinus excelsior), kızılağaç türleri (Alnus glutinosa, Alnus barbata), kestane (Castanea sativa) ve doğu çınarı (Platanus orientalis).

İğne yapraklı türler: Kızılçam (Pinus brutia), halepçamı (Pinus halepensis), servi (Cupressus sempervirens), uygun yetişme ortamlarında karaçam (Pinus nigra subsp. pallasiana), sarıçam (Pinus sylvestris) ve Kazdağı göknarı (Abies equitrojani).

Hızlı gelişen ve ülkemizde ağaçlandırmaları yapılan veya önerilebilecek yabancı türler

Yapraklı türler: Melez kavaklar (Populus x euramericana), Populus deltoides ve okaliptüs türleri (Eucalyptus grandis, Eucalyptus camaldulensis).

İğne yapraklı türler: Pinus pinaster, Pinus radiata, Pseudotsuga menziesii, Pinus taeda, Cupressus arizonica.

Pinus radiata türünde Rhyacionia buoliana zararları olmasına karşın, bugünkü koşullarda ülkemizde en yüksek artımı yapan yabancı iğne yapraklı türdür. Bu nedenle Karadeniz Bölgesi’nde Zonguldak ve doğuya doğru yazları bağıl nemin yüksek olduğu yerlerde, sınırlı büyüklükte plantasyonlarının kurulması ve gözlemlenmesi yararlı olacaktır (Ürgenç ve Boydak 1982).

Gözlemlere göre;  Düzce-Aksu ve İzmit-Kerpe’deki denemelerde (Şimşek ve Ark. 1985), ayrıca Ünye’de çok iyi gelişme gösteren Pinus taeda ile sınırlı plantasyonlar kurulabilir. Benzer şekilde Cupressus arizonica ile de Ege, Marmara ve İç Anadolu Bölgelerinin uygun yörelerinde sınırlı plantasyonlar kurulabilir. Bu tür, ülkemizde belirtilen bölgelerin iç kısımlarındaki iklim koşullarına oldukça dayanıklıdır. Sahil kesimleri dışında hızlı gelişen bir tür niteliği taşıması bu türün önemli bir üstünlüğünü oluşturmaktadır.

Araştırma sonuçlarına göre; Pseudotsuga menziesii türünün Doğu ve Batı Karadeniz bölgelerinde 1250 m yükseltiye kadar kayın+ormangülü alanlarına gruplar halinde %20’ye varan oranlarda katılması önerilmektedir (Şimşek 1987). Ayrıca Pinus contorta türünün Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 1200 m’nin üstünde 2500 m’ye kadar (subalpin zonda) olan ağaçlandırmalarda %10-15 oranında kullanılması (Eyüpoğlu 1986, Şimşek 1986), Picea sitchensis türünün Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 1200 m’nin altındaki ağaçlandırmalara gruplar halinde %10-15 oranında katılması (Eyüpoğlu-Atasoy 1986), önerilmektedir. Belirtilen bölgelerde, makineli çalışma yapılabilecek iyi bonitet alanlar bulunması halinde, bu türlerle kurulan plantasyonlar endüstriyel plantasyonlar mahiyetinde olabilir. Aksi halde, eğimli alanlarda, yıllık ortalama artımı hektarda 10 m³’ün altında veya üstünde olan klasik ağaçlandırmalar olarak nitelenebilir. Ancak odun üretimine anlamlı katkı yapılabilmesi halinde sözkonusu türlerin belirtilen oranlarda ağaçlandırmalara katılması uygundur. Ayrıca, belirtilen türlerle ağaçlandırmaların yaygınlaştırılıp yaygınlaştırılmayacağı dikkatli gözlemlerle izlenmelidir.

Boydak ve Ark. (1995) tarafından Thornthwaite iklim sınıflaması kullanılarak yapılan araştırmadan elde edilen önemli bir sonuç; ülkemizin sahil kesimleri dışındaki yüksek kesimlerde  (Doğu, Batı, Orta Karadeniz Bölgeleri ve Doğu Marmara’nın yüksek kesimleri, Güney Marmara, İç Ege, Batı ve Kuzey Batı Akdeniz, Doğu Anadolu’nun İran-Ermenistan sınırı) A.B.D.’nin hızlı gelişen türlerinden Pseudotsuga menziesii, Pinus ponderosa, Pinus concorta, Thuja plicata, Pinus jeffreyi türlerinin denenebileceği yörelerin bulunabilmesidir. Sahil kesimleri dışındaki yüksek alanlarda hatta orman bulunmayan bazı yüksek alanlarda bu hızlı gelişen türlerin denenmesi ülke ormancılığı bakımından büyük bir avantaj olabilir.

Çin ve Tayvan’da yatay ve dikey olarak geniş doğal yayılışı olan ve hızlı gelişen Paulownia türleri, ülkemizde denemeleri yapılmadan bazı firmalar tarafından kampanyalar eşliğinde üreticiye önerilmiş ve fidanları satılmıştır. Bu süreçte Ege Ormancılık Araştırma Enstitüsü tarafından Paulownia elongata, P. Fortunei ve P. Tomentosa türlerine ait 19 orijin ve bir Paulownia melezi ile  Diyarbakır, Ceyhan Orman Fidanlığı, Serik, Aydın-Torbalı fidanlığı, Adapazarı, Ordu-Merkez ve Ordu Ulubey yörelerinde kurulan denemlerin sonuçları alınmıştır. Bulgulara göre; Paulownia ile ilgili hızlı gelişen tür araştırmaları tamamlanıncaya kadar, Türkiye’deki endüstriyel ağaçlandırmalarda kullanılmasının risk olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Paulownia yerine bölgelere göre kavak ve okaliptüs yetiştirilmesine devam etmenin uygun olduğu belirtilmiştir (Acar ve Ark. 2008). Nitekim Paulownia orijinleri Adapazarı deneme alanında dondan, Serik deneme alanında Fusarium sp. Mantarından zarar görmüştür. Bazı orijinlerin daha iyi gelişme yaptığı İzmir-Torbalı deneme alanında kavak plantasyonları çok daha iyi bir büyüme yapmıştır (Resim 14.6). Ülkemiz için Paulownia türlerinin odunun kullanım yerleri bakımından da belirsizlikler vardır (Boydak 1999). Paulownia, denemeler sonucu ülkemizin herhangi bir bölgesinde kendisini kanıtlarsa üreticiye önerilebilir. Ancak birçok veri yukarıda belirtildiği gibi Akdeniz Bölgesi’ndeki uygun ekolojik koşullarda Eucalyptus sp., Akdeniz ve diğer bölgelerde Populus sp. Türlerinin yetiştirilmesinin çok daha verimli ve güvenilir olduğunu ortaya koymaktadır. Bugünkü aşamada Paulownia türlerinden süs bitkisi olarak yararlanılabilir. 
Türkiye ormancılığı hızlı gelişen yerli ve yabancı türlerin araştırılması konusunda geniş bir deneyime sahiptir. Bu deneyimler yitirilmeden olumlu sonuçlar alınmış türlerle uygun alanlarda ağaçlandırmalar sürdürülmeli, ikinci aşama orijin denemeleri ve sınırlı plantasyon aşamaları tamamlanmalıdır. Deneyimler dikkate alınarak eksik orijinlerle temsil edilen türler dışında, ülkemizde denenen hızlı gelişen yabancı türler listesinde bir seleksiyon ve azaltma yapılabilir. Yeni türler ise özenli ön ekolojik çalışmalar ve verim değerlendirmelerinden sonra araştırmalara dahil edilmelidir. Araştırmalarda A.B.D.’nin Pasifik ve Atlantik sahillerine ek olarak Avrupa’dan Pinus nigra subsp. Salzmannii var. Corsicana ile Uzakdoğu (özellikle Çin), Japonya ve Güneydoğu Asya orijinli uygun türlere yer verilebilir.

Endüstriyel ve biyokütle amaçlı orman ağaçlandırmaları, biyolojik çeşitlilik ve toprak özellikleri

Endüstriyel orman ağaçlandırmaları biyolojik çeşitlilik ve toprak özellikleri

“Bölüm 9” da biyolojik çeşitlilik ve orman ekosistemlerinde biyolojik çeşitliliğin sürdürülmesi konularında genel ve ağaçlandırmaların yönetimi açılarından açıklamalar yapılmıştır. Bu alt bölümde biyolojik çeşitlilik endüstriyel plantasyonlar kapsamında daha geniş olarak ele alınacaktır.

Endüstriyel ağaçlandırmalarla kurulan ormanlarda ve entansif olarak işletilen diğer ormanlarda sürdürülebilir verimlilik ile biyoçeşitlilik arasındaki ilişki belirsizdir. Yoğun kültüre dayalı orman işletmeciliğinin biyolojik çeşitlilik ile uyum içinde olup olmadığı temel bir konuyu oluşturmaktadır. Orman işletmesinin biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkisi değerlendirilirken, değerlendirme sadece meşcere düzeyinde yapılmamalı, daha büyük ölçekli alanlarla birlikte ele alınmalıdır (Moore ve Allen 1999).

Biyolojik çeşitlilik devingendir. Bir ormanda afetlere bağlı olarak biyolojik çeşitlilik sürekli değişim içindedir. Afetlerden sonra ormana gelen bitkiler değişim gösterir. Süreç içinde bir denge oluşur. Ancak denge durumunda dahi değişim sürer. Önceki afetin tekrarı veya yeni bir afetle hızlı değişim süreci yeniden başlar.
Tarım veya otlak alanlarında kurulan ormanlarda genelde biyolojik çeşitlilik zenginleşir. Entansif silvikültürün faunaya etkisi daha dolaylıdır (Moore ve Allen 1999).

Önlemler alınmazsa yoğun kültürde bazı değerli bitkiler kaybolabilir. Bu nedenle alan hazırlığı sırasında örneğin 200 m’de bir 20 m genişlikte şeritler bırakılabilir. Akarsu kıyılarındaki vejetasyona kıyıdan itibaren 25-50 m genişlikteki şeritlerde dokunulmamalıdır. Bu son önlem akarsuların kıyı erozyonlarını da en aza indirir. Alana dağılmış tekil yaşlı ağaçlar ve dikili kuru ağaçlar bırakılabilir. Devrilmiş ve çürümekte olan gövdelerin bir kısmı alan hazırlığı sırasında alandan çıkarılmayabilir. Ayrıca yoğun kültür uygulanan türün idare süresi, örneğin 25 yıl ise 1-25 arası yaşları temsil eden yaş kademelerinin oluşturulması biyoçeşitliliği amenajman planına yansıtır.

Yoğun kültürde uygulanan tıraşlama kesimler orman dinamiğine yön veren, yeni gençlik için ortam hazırlayan, aynı zamanda alana ışık seven yıllık ve çok yıllık floranın gelmesini sağlayan bir doğal afet gibi değerlendirilebilir.

Tıraşlamalardan sonra geniş dikim aralıkları alana gelen bitkilere daha uzun süre yaşama olanağı tanır. Geniş dikim aralıklarını izleyen aralamalar da biyoçeşitlilik için olanaklar sağlar.

Bazı yayınlarda doğal ormanlardaki ve endüstriyel ağaçlandırmalardaki biyolojik çeşitliliğin kıyaslamaları yapılmaktadır. Ayrıca kıyaslamalar su rejimi, erozyon, topraktan besin maddeleri alımı, sosyal ve ekonomik etkiler bakımlarından da yapılmaktadır. Bu kıyaslamalar bilimsel açıdan ve uygulamaya yön vermeleri bakımlarından çok yararlıdır. Ancak bu kıyaslamalar genelde mikro düzeyde kıyaslama anlamında olup endüstriyel ağaçlandırmaların kurulup kurulmamasını etkilememesi gerekir. Yukarıda belirtildiği gibi, plantasyonlar kurulurken biyolojik çeşitliliğin daha az etkilenebileceği yerlerin seçimi ve benzeri konularda bu araştırmalardan yararlanılmalıdır. Makro açıdan bakıldığında endüstriyel ağaçlandırmaların kurulması çoğalan dünya nüfusu ve kişi başına artan odun gereksinimi nedenleriyle bir zorunluluktur. Aksi halde bazı bölümlerde sık sık vurgulandığı üzere gelişmekte olan, ekonomisi iyi olmayan ülkelerdeki ve özellikle yarı kurak, kurak ve tropik bölgelerdeki doğal ormanları koruyabilmek ve başka kullanımlara dönüşümünü engellemek bir hayal olur.

Günümüzde doğal ormanların %7’ine ulaşan (271 milyon ha) ve %76’sı üretim amaçlı ağaçlandırma olan ormanlardan, dünya endüstriyel odununun %35’i sağlanabilmektedir. 2020 yılında bu miktarın %44’e ulaşacağı belirtilmektedir (Carle ve Ark. 2009). Verimli alanlarda kurulacak endüstriyel plantasyonların tropik, subtropik ve ılıman kuşakta dünyadaki doğal ormanların %10-12’sine ulaşması ve bunun gelişmekte olan ülkelere de dengeli olarak dağıtılabilmesi, doğal ormanlar için bir güvencedir. Böylece doğal ormanlar uzun idare süresiyle doğaya daha yakın olarak işletilebilecek, doğal ormanlardan elde edilecek çeşitli ürünler endüstriyel veya diğer odun çeşidi gereksinimleri için kullanılacaktır. Doğal ormanlarla endüstriyel plantasyonları karşılaştırırken bu gerçekleri dikkate almayan görüşler olaya dar bir açıdan bakan görüşlerdir.
Endüstriyel ağaçlandırmaların kurulması bir zorunluluktur. Esas olan endüstriyel ağaçlandırmaların yönetiminde biyolojik çeşitliliği en üst düzeyde sürdürebilmektir. Bu bağlamda aşağıdaki bilgiler ve genel öneriler endüstriyel plantasyonların yönetimine önemli katkılar yapabilecektir:

Endüstriyel plantasyonların kurulacağı alanlarda, seçilen türün ve alan büyüklüğünün çevredeki tarım alanlarını ve diğer orman ekosistemlerini, su rejimi değişikliği bakımından olumsuz yönde fazla etkilememesine dikkat edilmelidir. Endüstriyel plantasyonların su rejimine olan etkileri yakın çevre ve havza bazında değerlendirilmelidir.

Endüstriyel plantasyonlar toprağın besin maddelerini genelde doğal ormanlardan daha fazla sömürür. Ancak besin maddesi tüketimi, türlere bağlı olarak birkaç rotasyon sonra toprağı belirgin olarak etkileyebilmektedir. Besin eksiklikleri de yapılan toprak analizlerine göre gübre verilerek giderilebildiğinden, endüstriyel plantasyonların sürekliliği devam ettirilebilmektedir. Endüstriyel plantasyonlarda kullanılan gübre miktarı, su ve toprak kirliliği oluşturacak düzeyde değildir.

Endüstriyel plantasyonlar, genelde doğal ormanlara veya klasik ağaçlandırmalara oranla daha fazla besin tüketseler de bu tüketim tarımsal ürünlerin hemen tamamamına yakınının tükettiğinden daha azdır. Nitekim araştırma bulgularına göre, taneli bir bitki tarafından topraktan alınan azot ve fosfor, okaliptüs türünün aldığından sıra ile 2.5 ve 15 kat fazla bulunmuştur (FAO 2000). Benzer şekilde tahılların Pinus radiata türüne oranla 15-35 kat azot, 80-250 kat fosfor ve 10 katı kalsiyum kullandığı saptanmıştır (Cossalter ve Pye-Smith 2003; Will ve Ballad’a atfen).

Atmosferde CO2 birikiminin ana kaynağı fosil yakıt tüketimidir. Orman yangınları ve çürüyen ağaçlar da atmosferdeki CO2 düzeyinin artmasına neden olmaktadır. Buna karşılık endüstriyel plantasyonları oluşturan hızlı gelişen türler, diğer türlerden daha fazla CO2 bağlamaktadır. Bu bağlamda azalan dünya ormanlarının ağaçlandırmalarla çoğaltılması ve ağaçlandırmalarda endüstriyel ağaçlandırmaların doğal orman ve klasik ağaçlandırmalara göre, payının %10-12’ye çıkarılması, bağlanan CO2 miktarını artıracaktır. Bu da küresel ısınmayı kısmen yavaşlatıcı bir etkendir. Dünya’da uzun süre çürümeden kalan ahşap malzeme örneğin dayanıklı ahşap binalar ve mobilya, bağladığı CO2’yi bünyesinde çürüyünceye kadar tutarak CO2 bağlamada işlev yapar.

Endüstriyel ağaçlandırmalar, klasik ağaçlandırmalar gibi kırsal kesimdeki halkın işlendirilmesine belirgin katkılar yapmakta, ayrıca odun hammaddesi bakımından dışa bağımlılığı azaltmaktadır.

Biyokütle üretimi amaçlı ağaçlandırmalar-çevre ve enerji ilişkileri

Biyokütle üretimi genelde en yüksek verimdeki alanlarda yapıldığından, bu alanların verimli olarak kullanımı sağlanır. İdare süresi çok kısa (1-5 yıl) olduğundan yatırımlar daha kısa sürede paraya dönüşür. Biyokütle üretimi için tarım alanlarının kullanılması alanların küçük olması, homojen tıraşlama kesimler uygulanması nedenleriyle halkın bu traşlama kesimlere karşı reaksiyon gösterme olasılığı daha düşük olmaktadır.
Biyokütle üretimine dönük planlamalar yapılmadığı takdirde, geleneksel baltalıklar yine gündeme gelebilecektir. Endüstri devrimi ve doğal gaz kullanımından sonra dünyada  baltalık işletmeleri azalmıştır. Azalma 1970 yılından sonra daha da hızlanmıştır. Ancak hala Fransa’da 5 milyon ha, İtalya’da 3.7 milyon ha geleneksel baltalık ormanı bulunmaktadır (Savill ve Ark.1997). Fosil yakıtlar hızla tükenmektedir. Türkiye’de orman teşkilatı 2006 yılında tüm baltalıkları koruya dönüştürme kararı almıştır. Baltalıkların koruya dönüştürülmesi kararı genel anlamda olumlu bir yaklaşımdır. Ancak ülkemizin sosyo-ekonomik koşulları dikkate alınarak bazı yörelerde baltalıkların devamı düşünülebilir.

Türkiye’de 9.3 milyon hektar baltalık ormanı, geçmişte enerji amaçlı yani odun ve kömür üretimi için kullanılmıştır. Günümüzde doğalgaz kullanımının yaygınlaşması nedeniyle, yukarıda açıklandığı gibi baltalıklar koruya dönüştürülmeye başlanmıştır. Koruya dönüştürme çalışmaları sonucu günümüzdeki baltalık orman alanı 4.4 milyon hektara gerilemiştir (Anon 2012a). Genelde 20 yıllık idare süresi ile işletilen baltalıkları başta meşe türleri (Quercus sp.) olmak üzere, kestane (Castanea sativa), doğu kayını (Fagus orientalis), fındık (Corylus avellana), dişbudak (Fraxinus sp.) ve diğer bazı türler oluşturmaktadır. Bazı yörelerimizde kavak türlerinde (Populus sp) ve okaliptüs türlerinde (Eucalyptus camadulensis ve Eucalyptus grandis) baltalık işletmesi uygulanmaktadır. Söğütlerde (Salix sp.) ise genelde dere boylarında tetar işletmesi yaygındır.
Türkiye’de Salix alba, S. excelsa ve S. accomophylla klonları ile Edirne-Meriç, İzmit, Kırşehir-Kocabey ve Samsun-Terme’de kurulan klonal söğüt denemelerinin 2 yıllık sonuçlarına göre klonların hacim verimleri, kuru madde, kalori değerleri, yapraklarındaki protein maddeleri arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. Bazı klonlar yüksek kuru madde, yüksek kalori değerleri ve protein değerlerinin üçünü birden bünyesinde toplayabilmiştir (Tunçtaner 1990). Kırşehir-Kocabey’de 27 klonla kurulan Salicetum’da yapılan değerlendirmelere göre en düşük ve en yüksek boy gelişmeleri 9.98 m ve 18.58 m; çap değeleri 11.76 cm-20.13 cm arasında değişmiştir. En yüksek kalori değerleri 4644 Cal-gr (üst kalori), 4548 Cal-gr (alt kalori) en düşük kalori değerleri 3439 Cal-gr (üst kalori), 3362 Cal-gr (alt kalori) olarak saptanmıştır (Toplu ve Ark. 2006).

Biyokütle amaçlı kültürler verimli tarım alanlarında kurulur. Kısa idare süreli baltalıkların ana amacı, üretilen odun hammaddesini enerjiye dönüştürmektir. Fosil yakıtların azalması ve zamanla tükenmeye yönelmesi ile kısa idare süreli baltalıkların önemi artacak,  orman ve tarım alanlarında uygulamaları yaygınlaşacabilecektir.

Sulanmayan- iğne yapraklı endüstriyel ağaçlandırmalar

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında bölgesel tür seçimi

Yukarıda, endüstriyel orman plantasyonlarının hızlı gelişen yerli ve yabancı orman ağaçları ile kurulduğu belirtilmiştir. Ayrıca bir yöre, bölge ve ülkedeki ekolojik koşullara uyum sağlayabilecek türlerle ilgili ekolojik incelemeler ve arazi denemeleri (orijin denemeleri) açıklanmıştır. Bu denemeler sonunda, ülkemizde belirli bölge ve yörelerde yetiştirilebilecek türlerle araştırılmasına devam edilmesinde yarar görülen türler ve araştırılacağı bölgeler işaret edilmiştir. Hızlı gelişen doğal iğne yapraklı ve yapraklı türlerimiz belirtilerek bu türlerin endüstriyel orman ağaçlandırmalarında kullanılmalarının yararı belirtilmiştir. Ayrıca doğal ormanlarımızın %10-12’si gibi bir bölümünde aynı türle veya alternatif türlerle endüstriyel ağaçlandırma kurabilmenin önemi ile koşul ve kısıtları açıklanmıştır.

Araştırma bulgularına göre, ülkemizdeki endüstriyel orman ağaçlandırmalarında kullanılabilecek yerli ve yabancı türler bölgelere göre aşağıda belirtilmiştir.

Doğu Karadeniz Bölgesi:

İğne yapraklı türler: Alt kuşakta Pinus radiata, Pinus pinaster (Korsika orijini), Pinus taeda; alt ve orta kuşakta Pseudotsuga menziesii, Picea sitchensis; yüksek kuşakta Pinus contorta.

Yapraklı Türler: Kavak türleri (Populus sp.), Alnus glutinosa subsp. barbata, Castanea vesca.
Belirtilenlere ek olarak Sequoia sempervirens de sınırlı plantasyonlar halinde alt kuşakta denenebilir.

Batı ve Orta Karadeniz Bölgeleri:

İğne yapraklı türler: Alt kuşakta Pinus pinaster (Korsika orijini), Pinus radiata (yazın bağıl nemi yüksek yörelerde), Pinus taeda (sınırlı plantasyonlar); alt ve orta kuşakta Pseudotsuga menziesii.

Yapraklı türler: Kavak (Populus sp.) ve söğüt türleri (Salix sp.), Fraxinus excelsior, Alnus glutinosa subsp. barbata.

Marmara Bölgesi:
İğne yapraklı türler: Pinus pinaster (Korsika orijin) Pinus radiata, Pinus brutia.

Yapraklı türler: Kavak (Populus sp.) ve söğüt türleri (Salix sp.), Alnus glutinosa subsp. barbata, Fraxinus excelsior

Ege ve Akdeniz Bölgeleri:

İğne yapraklı türler: Kızılçam (Pinus brutia), halepçamı (Pinus halepensis).

Yapraklı türler: Kavak ve söğüt türleri, taban suyunun yüksek olduğu yörelerde Eucalyptus grandis, Eucalyptus camaldulensis.

Belirtilenlere ek olarak Cupressus arizonica ile Ege, Marmara ve İç Anadolu Bölgelerinin sahil kesimlerinin dışında, kurakça bölgelerde sınırlı plantasyonlar kurulabilir. Bu ağaçlandırmalar verim ölçütlerine göre endüstriyel ağaçlandırma veya klasik ağaçlandırma sınıflarına girebilir.
Yukarıda ülkemizde denenen ve denenmelerine devam edilmesi uygun olacak türler açıklanmıştır. Bu türlerden bazıları için de Thornthwaite iklim sınıflamasına göre ülkemizde yeni deneme bölgeleri önerilmiştir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında kültür alanlarının seçimi, projelendirme ve alan hazırlığı

Bu alt bölümde iğne yapraklı türlerle yapılan endüstriyel plantasyonlar açıklanmıştır. Zaman zaman dişbudak (Fraxinus sp.) ve kızılağaç (Alnus sp.) ağaçlandırmalarına da değinilmiştir. Kavak ve okaliptüs türleri gibi sulanan veya taban suyu düzeyinin öne çıktığı endüstriyel ağaçlandırmalar ise ayrı alt bölümlerde işlenmiştir.

Kültür alanlarının seçimi: Endüstriyel orman ağaçlandırmaları yoğun kültür yöntemlerinin uygulandığı ağaçlandırmalardır. Alan hazırlığı iyi bonitet alanlarda makineli çalışmalarla yapılır. Bu ağaçlandırmalar, makineli alan hazırlığı ve endüstriyel orman ağaçlandırmalarına uygunluğu bakımından Gaddas tarafından yapılmış arazi sınıflamasında “çok iyi” ve kısmen de “iyi” arazi sınıflarında kurulabilir

Ağaçlandırma projeleri ve iç taksimat şebekesinin uygulanması: Endüstriyel orman ağaçlandırmaları için, diğer amaçlı ağaçlandırmalarda olduğu gibi sağlıklı “ağaçlandırma projeleri” nin hazırlanması gerekir. Bu projelerde ağaçlandırmaların amacı, kurulması, bakım ve üretimi aşamalarında yapılacak işlemler zaman ve uzam bakımından belirlenir. Ağaçlandırma projelerinde biyolojik, teknik ve sosyo-ekonomik koşullar ayrıntılı olarak değerlendirilir. Gelir ve gider tahminleri yapılır .

Fayda-maliyet analizleri ile projenin ekonomik getirileri hakkında bilgi edinilir (Birler 2009). “Bölüm 17” de açıklanmış olan ağaçlandırma projeleri, bu yatırımların çevreye ve sosyal alanlara katkılarını ortaya çıkararak yatırımcıya kararlarında yardımcı olur.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarının uygulanmasında ilk iş iç taksimat şebekesi yollar, bölme ve bölmecik sınırları ile yangın emniyet yol ve şeritlerinin araziye aplike edilmesidir (Alt Bölüm 8). Daha sonra makineli alan hazırlığına geçilir.

Alan hazırlığı: Makineli alan hazırlığı yöntemleri “Bölüm 9”da iyi bonitetlerdeki alan hazırlığını da kapsayacak şekilde ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu nedenle alan hazırlığı yinelenmeyecek ve endüstriyel orman ağaçlandırmalarında uygulanabilecek alan hazırlık yöntemleri konusunda özellik taşıyan bazı işlemlere değinilecektir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında, ağaçlandırmanın yapılacağı iklim bölgesi ile toprağın anakaya ve fiziksel özellikleri, seçilecek makineli çalışma yöntemini ve yoğunluğunu belirler.

İzmit-Kerpe yöresinde bozuk baltalık bir alanda, fiziksel özellikleri iyi derin topraklarda yapılacak sahilçamı ağaçlandırmaları için diri örtünün tarakla temizlenmesi ve toprağın birincisi eş yükselti eğrilerine dik yönde ve ikincisi eş yükselti eğrilerine paralel olmak üzere birbirlerine dik yönde iki kez disklenmesinden sonra dikim yapılması önerilmiştir (Cooling 1977,  Tolay 1987, Zoralioğlu 1990, Gürer ve Dönmez 1986, Hızal ve Ark. 2002). Araştırma bulgularına göre, bu alanda değişik makineli toprak işleme yöntemleriyle toprağın fiziksel özelliklerinde istatistiki olarak ortaya çıkan farklılıklar, toprak işlemeden 8 yıl sonra kaybolmuştur (Hızal ve Ark. 2007). Bulgulara göre; toprağın fiziksel özelliklerinin iyi ve yağışın da oldukça yeterli olduğu bu bölgede, tarak+riper+diskaro kambinasyonu yerine tarak+diskaro kombinasyonu ekolojik ve ekonomik açılardan daha uygundur.

Ülkemizdeki bölgesel mekanizasyon araştırmaları kapsamında; Antalya-Düzlerçamı yöresinde çalımsı zayıf maki ile kaplı traverten ana kaya, mutlak toprak derinliği 25-40 cm, fizyolojik toprak derinliği 60 cm olan kahverengi rendzina toprak tipindeki deneme alanında 1, 3, 5 ve 10 yıllık sonuçlara göre; tarak+riper (veya riper pulluk)+ diskaro kombinasyonu en uygun yöntem olarak belirlenmiştir. Ancak bu alan kızılçam endüstriyel plantasyonları bakımından alt sınırı oluşturabilir. Yine bölgesel mekanizasyon araştırmaları kapsamında Balıkesir-Domuz Harmanı yöresinde,  bozuk maki ile kaplı dolomit üzerinde mutlak toprak derinliği 70-100 cm, fizyolojik derinliği 120 cm’den fazla olan kahverengi orman toprağındaki deneme alanında 1, 3, 5, ve 10 yıllık sonuçlara göre; tarak+riper (riper pulluk)+diskaro kombinasyonu en uygun toprak işleme yöntemi olarak saptanmıştır (Ayık ve Yılmaz 1992, Zoralioğlu 1988; 1993, Boydak ve Ark. 2006a;b).

Endüstriyel plantasyonlar için mekanizasyon sistemi konusunda verilecek karara katkı yapabilecek yarı-kurak alanlardaki iki ayrı makineli alan hazırlığı araştırmasının sonuçları “Bölüm 9” da belirtilmiştir. Eskişehir-Musaözü (940 m) (Zoralioğlu 1990) ve Eskişehir-Karasakal (1100 m) (Boydak ve Zoralioğlu 1992) yörelerinde yapılan bu çalışmalarda aynı yöntemler uygulanmış, Eskişehir-Karasakal yöresi denemesinde dikimlerden sonra kültür bakımı uygulanmamıştır. İki araştırma alanında 3 yıllık araştırma sonuçlarına göre; tarak+riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu en uygun makineli sistem olarak belirlenmiştir. Tam alanda derin toprak işlemesi ve dikimlerden sonra diskaro ile sığ toprak işlemesi yapılan bu alanlar, aynı zamanda en fazla su tutma kapasitesine sahip alanlar olarak ortaya çıkmıştır.

Yukarıdaki araştırma bulgularına göre, endüstriyel orman plantasyonları kurmak için su açığının daha fazla olduğu yörelerde yapılan kızılçam plantasyonlarında tarak+riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu uygulanmalıdır. Yarı-kurak bölgelerde veya yağışın oransal olarak daha az olduğu yerlerdeki endüstriyel plantasyonların tamamında da tarak+riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu önerilebilir. Diri örtünün zayıf olduğu yerlerde ise riper veya riper pullukla derin toprak işlemesinin ardından ağır diskaro çekmek yeterlidir.

Buna karşılık İzmit-Kerpe örneğinde olduğu gibi Kuzey Marmara, Batı ve Doğu Karadeniz Bölgelerinde kurulacak endüstriyel plantasyonlarda, fiziksel durumu iyi olan derin orman topraklarında ise tarak+diskaro kombinasyonu yeterli olabilmektedir. Ancak bu konuda yağış ve toprak koşulları dikkatli olarak analiz edilmelidir. Koşullara göre tarak+riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu uygulanması zorunlu alanlar da bulunabilir.

Alanda diri örtünün zayıf olması halinde tarakla diri örtü temizliğine gerek olmadığından, tüm koşullarda riper (veya riper pulluk)+diskaro kombinasyonu uygulanır. Hafif kumlu topraklarda riper veya riperle derin toprak işlemesinden sonra ağır diskaro ile üst toprak işleme kararı, toprağın koşullarına göre verilmelidir.
“Bölüm 9” da belirtilen özel anakaya ve toprak koşullarının bazılarında derin sürümlerden sonra kök gelişme olanakları iyileştirildiğinden verim artabilir.  Örneğin tarım topraklarında pulluk tabanının kırılması, bir pas taşı veya geçirimsiz tabakanın kırılması gibi. Bu işlemlere toprak profilinde iyi incelemeler yapılması ile karar verilir. Bu tip alanlarda ortalama verim gücünün yılda 10 m³/ha’rı aşabilmesi halinde endüstriyel ağaçlandırmalardan söz edilebilir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmaları, genelde %30 eğime kadar olan ve tam alan toprak işlemeye uygun eğimlerde uygulanır. Verimi yüksek alanlarda riper pullukla tam alanda eş yükselti eğrilerine paralel sürümlerle endüstriyel orman ağaçlandırmalarının alanı %40 eğime kadar genişletilebilir.

Endüstriyel ağaçlandırmalarda dikim aralıkları, dikim zamanı ve dikim yöntemleri

Dikim aralıkları: Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında dikim aralıkları amaca, türün biyolojisine, yetişme ortamı koşullarına ve ekonomik koşullara göre değişebilir. Türkiye’nin doğal türlerinde uygulanan dikim aralıkları  te verilmiştir. Esasen klasik ağaçlandırmalar için genelde maksimum sınırları oluşturan bu dikim aralıkları, endüstriyel plantasyonlar için de uygulanabilir. Ancak bazı koşullarda biraz daha genişletilebilir. Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında, ilk aralama ürünü odun hammaddesinin ticari olarak değerlendirilebilmesi ara amacını karşılayabilecek dikim aralıkları esas alınmalıdır. Ayrıca ağaç türü ve yetişme ortamına bağlı olarak dikim aralıklarının en geniş sınırını kalite, en dar sınırını ise ekonomik koşullar belirler (Evert 1973, Boydak 1982a;1992). İlk yıllarda alanın önemli bir bölümünün üretim dışı kalmaması için dikim aralıkları fazla geniş tutulmamalıdır. 

Dikim yöntemi: Alan hazırlığı genelde makine ile toprak işlemesi şeklinde olduğundan çıplak köklü fidanlar için “ayak plantuvarı ile dikim yöntemi” veya “çapa ile çukurda kenar dikimi (pullama) yöntemi” uygulanır. Tüplü fidanlarda ise “çukur dikimi yöntemi” uygulanmaktadır. Küçük tüplü fidanların dikimi özel pompalı veya pedallı dikim aletleriyle de yapılabilmektedir. Makineli alan hazırlığını izleyen dikimlerden sonra kültür bakımı (toprak işleme ve diri örtü temizliği) sıra aralarında makinalı olarak yapıldığından çekici gücün ve ekipmanın fidanlara zarar vermemesi, ayrıca bireylere verilen büyüme alanının eşit olması bakımlarından dikilecek fidan yerleri kılavuz ve dikim ipleri kullanılarak belirlenir. Eğer dikim aralıkları 3×2 m ise kılavuz ip üzerinde renkli boya ile sıra aralıkları (3 m) dikim ipi üzerinde ise sıralar üzerindeki fidan aralıkları (2 m) işaretlenmiştir. Dikim ipleri genelde 50 m boyunda (bağlantılarla 55 m), kılavuz ipi ise diri örtü yığın aralıkları boyutundadır (Birler 2009).

Dikim zamanı: Dikim zamanı iklim koşullarına göre değişebilmektedir. Ülkemizde iklim bölgelerine göre erken ilkbahar, sonbahar, kış ve yaz sonu dikimleri yapılabilmektedir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında bakım

Endüstriyel ağaçlandırmalarda bakım; gençlik bakımı, aralama, budama ve koruma konularını kapsamaktadır.n

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında gençlik bakımı

Endüstriyel ağaçlandırmalarda ilk üç yıl dikim sıraları arasında bakım diskorosu ile makineli, dikim sıraları üstünde insan gücü ile sığ toprak işlemeleri yaparak diri örtünün temizlenmesi ve kapiler su kaybının azaltılması başarı için gereklidir. Yapılan işlemlerle evapotranspirasyonun azaltılmış olması, suyun toprakta daha uzun süre kalması ve bitki tarafından kullanımını sağlar. Fidan sıraları arasındaki bakım 4×4 lastik tekerlekli traktöre veya uygun güçteki bir tarım traktörüne arkadan bağlı bakım diskarosu ile yapılarak, diri örtünün temizlenmesi ve toprağın sığ olarak işlenmesi sağlanır. Sıralar üstündeki bakım ise insan gücü ile uygulanır. İlk yıl sıralar üstünde 50-60 cm genişlikteki bir şeritte (fidanların iki yanında 25-30’ar cm genişlikte) tam alanda çapa ile diri örtü temizliği ve toprak işleme yapılır. İlk yıl bu işlem önemlidir. İzleyen iki yılda sıralar arasındaki bakım gene bakım diskarosu ile uygulanır. Sıra üzerindeki bakımlar aynen 1. Yıldaki gibi uygulanabilir. Yahut 2. Ve 3. Yılda fidan kök boğazı çevresinde 60×80 cm boyutundaki bir alanda çapa ile yapılır. Fidan kök boğazı etrafındaki toprak işlemenin, toprağın çapa ile kök boğazına doğru çekilerek yapılması başarıyı artırır.

Belirtilen bakım işlemlerinin yılda en az bir kez veya iki kez yapılması uygundur. İlk uygulama yağışların kesilmesinin ardından yapılmalıdır. Diri örtünün yoğun olması durumunda ilk yıl 3 kez de yapılabilir. Yağışın yeterli olduğu bölgelerde ise bakımlarda diri örtü kontrolü öne çıkmaktadır.

İlk vejetasyon dönemi sonunda (Ekim-Aralık) fidanların tutma başarısı (fidan yaşama yüzdesi) ve eğer varsa kuruyan fidanların alandaki dağılımları saptanır. Endüstriyel ağaçlandırmalarda fidan yaşama oranı %90’nın hatta 95’in üzerinde olmalıdır.  Eğer fidan kayıpları %5’in üstünde olursa bunların sahaya homojen dağılması halinde 1. Vejetasyon periyodunun sonunda (sonbahar-kış) veya erken ilkbaharda tamamlama dikimleri yapılır.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında aralama ve budama

Endüstriyel orman ağaçlarının bakım açısından doğal gençleştirme ve bazı klasik ağaçlandırmalardan en önemli farkı, endüstriyel orman ağaçlarının daha geniş dikim aralıkları ile dikilmeleri nedeniyle gençlik çağından sonra bir sıklık çağı yaşamadan doğrudan direklik (sırıklık) çağına geçişleridir. Klasik ağaçlandırmalarla kurulan ormanların birçoğu da türe ve dikim aralıklarına bağlı olarak sıklık çağı geçirmemektedirler. Belirtilen nedenlerle endüstriyel orman ağaçlandırmalarında gençlik bakımlarını aralamalar izler.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında aralamalar

Endüstriyel orman ağaçlandırmaları ve bazı klasik ağaçlandırmalarla kurulan ormanların yönetimi doğal ormanlardan farklıdır. Endüstriyel ve klasik ağaçlandırmalardaki yönetimde örneğin aralama şiddet ve sayıları bakımından farklılıklar bulunmaktadır. Daha çok klasik ağaçlandırmaları kapsayan aralamalar Bölüm 16’da işlenmiştir. Endüstriyel ağaçlandırmaların hızlı gelişen türlerle kurulması, ağaçlandırmalarında ıslah edilmiş generatif veya vejetatif materyalden elde edilen fidanların kullanılması, dikim aralıklarının geniş ve idare sürelerinin kısa olması nedenleriyle klasik ağaçlandırmalara göre aralamalarda bazı farklılıklar gösterir.
Nitekim endüstriyel ağaçlandırmalara konu olan bazı tür veya klonlarda örneğin Melez kavaklarda (Populus x euramericana) ve Populus deltoides türünde, genelde aralama yapılmaz. Amaca ve dikim aralığına göre seçilmiş olan başlangıç dikim aralığı, idare süresi sonuna kadar (5-13 yıl) sürdürülür. Buna karşılık özellikle iğne yapraklı türlerle yapılan endüstriyel ağaçlandırmalarda (idare süresi 25-30 yıl, bazı tür ve koşullarda 40-50 yıl) bir, iki veya üç aralama işlemi uygulanır. Ağaçlandırmalar genelde genetik ıslah yoluyla elde edilen fidanlarla oluşturulduğundan, aralamalar sistematik (şematik) aralama olarak uygulanır. Bazı koşullarda, örneğin 1960’lı yıllarda ıslah edilmemiş tohumlarla kurulan ve endüstriyel-klasik arası özellikler taşıyan Keşan kızılçam plantasyonlarında olduğu gibi, ağaçlandırmalarda sistematik-selektif kombinasyonu şeklinde bir aralama da uygulanabilir (Odabaşı 1981).

Melez kavakların aksine ülkemizde 1×3 m veya 1.5×2 m dikim aralıklarıyla kurulan yerli karakavak (piramidal karakavak) ağaçlandırmalarda da daha kalın çaplı ürün elde etmek için bir aralama yapılabilmektedir. Örneğin, 8 yaşında uygulanan %50 düzeyindeki bir sistematik aralama ile hektardaki 3333 ağaç sayısı 1666 adede indirilerek, 20-22 yıllık idare süresi sonunda son hasılat hacminde yaklaşık %15 düzeyinde bir artış sağlanmaktadır. Hacim artışının Pazar satış değeri yüksek olan kalın çaplı ağaçlarda birikmesiyle mali kazancın % 15 oranını da aştığı belirtilmektedir (Anon. 1981).

Endüstriyel ağaçlandırmalarda aralama yapılıp yapılmamasını belirleyen etkenler amaç, türün hızlı gelişme yeteneği, dikim aralıkları ve idare süresi ile ilişkilidir. Nitekim Melez kavak türleri ve klonları ile Populus deltoides çok hızlı büyüdüklerinden, dikim aralıklarına bağlı olarak 3-5 yıl sonra alanın tümünden yararlanmaya başlayabilmekte ve aralama işlemi uygulanmadan 5-13 yaşları arasında idare sürelerini tamamlamaktadır. Ancak dar dikim aralıkları ile kurulan yerli karakavaklarda bir aralama işlemi uygulanabilmektedir. Ayrıca, hızlı gelişen iğne yapraklı türler (örneğin Pinus pinaster, Pinus brutia, Pinus radiata), kavak tür ve klonları kadar hızlı gelişmemekte ve yetişme ortamının tamamından yararlanabilme, daha geç yıllarda başlamaktadır. İdare süreleri ise daha uzun olmaktadır. Bu nedenle de aralama işlemleri uygulanmaktadır.
Kızılçamda (Pinus brutia) aralamalar
Ülkemizin hızlı gelişen iğne yapraklı türü olan kızılçamda 1.5×3 m dikim aralığında, pazarda değerlendirilebilecek boyutlarda ürün elde etmek için I., II. Ve III. Bonitet alanlarda ilk aralama yaşı sıra ile 17 yıl, 20 yıl ve 25 yıl olarak belirtilmiştir. Bu yaşlarda da göğüs çaplarının yine sarı ile 12.5 cm, 10.7 cm ve 9.9 cm olduğu ifade edilmiştir (Usta 1991). Bu sonuçlar genelde alan hazırlığı, orijin seçimi ve ıslah gibi bazı temel konularda özenli davranılmayan kızılçam ağaçlandırmalarında yapılan ölçme sonuçlarına dayandırılmıştır. Nitekim kızılçamın kuzey yayılışını temsil eden Keşan yöresindeki kumtaşı filişi ve marn anataşı grubunda 2.5×2.5 m kare veya 2×3 m dikdörtgen dikimlerde, kapalılık 10-12 yaşlarında oluşabilmekte ve 14-15 yaşlarında Pazar değeri olan (maden direği) ilk aralama ürünü elde edilebilmektedir (Resim 14.8). Aynı anataş grubunda 2×2 m veya 1.5×3 m dikimlere ise kapalılık 7-10 yaşlarında oluşabilmekte ancak maden direği üretimi için ilk aralama yine 14-15 yaşlarında uygulanabilmektedir (Boydak 1982b). Gözlemlerimize göre, örneğin birinci bonitet alanlarda 1.5×3.0 m veya 2.0 x 3.0 m dikim aralığında bulunan kızılçam meşcerelerinde kapalılığın 7-9 yaşlarda oluşabileceğini ve ilk aralamalara koşullara göre 12-14 yaşlarında başlanabileceğini belirtebiliriz. 1.5×3 m vaya 2×3 m dikim aralığı ile kurulmuş I. Bonitet kızılçam ağaçlandırmalarında ikinci aralama 17-19 yaşlarında uygulanabilir. Islah edilmiş tohumla I. Bonitet ve II. Bonitetin üst sınırında, 1.5×3 m veya 2×3 m dikim aralıkları ile kurulacak kızılçam plantasyonlarında, yukarıda açıklanan aralama rejimine benzer bir aralama rejimi uygulanması beklenebilecektir. Ancak aralama zamanları 2-3 yıl öne çekilebilecektir. Nitekim döl denemeleri sonuçlarına göre örneğin Adana-Ceyhan deneme alanında 7 yaşındaki bazı ailelerin 12-15 cm göğüs çapına ve 12-15 m boya ulaştığı gözlenmiştir. Bu bulgular, belirtilen materyalle kurulacak kızılçam endüstriyel plantasyonlarda, ilk aralama yaşının 9-10 yaşlarına indirilebileceğini işaret etmektedir. İlk aralamada çıkarılacak birey sayısı %30 olabilir. Bu sayı deneyimlerle daha da netleşebilecektir.

Aralamalar, doğal ormanlarda da olduğu üzere ara hasılat elde edilmesine, zayıf ve sağlıksız bireylerin alandan uzaklaştırılmasına, kalan kaliteli bireylerin daha hızlı gelişmelerine ve mali kazancın daha fazla olmasına, amaç çapına daha erken ulaşılmasına ile idare süresinin kısaltılabilmesine katkı yapmaktadır.

Endüstriyel ve klasik ağaçlandırmalarda aralamalar kapalılığın oluştuğu yaştan daha sonra yapılmaktadır. Kapalılığın oluştuğu yaş, ağaçların alandan en etkin biçimde yararlanmaya başladığı, kök ve gövde gelişmelerinin hızlandığı bir dönemdir. Aralamalardan sonra alanda kalan ağaçların boşalan alandan daha çabuk ve etkin olarak yararlanabilmeleri için ilk aralama; ticari ürün elde etme yaşı ve kapalılığın oluşması bağdaştırılarak, kapalılığın oluşmasından 3-5 yıl sonra yapılmalıdır. Bu yaklaşımla ilk aralama ürünü de pazarda daha kıymetli olacaktır. İlk aralama yaşının bonitetlere ve dikim aralıklarına göre hektarda göğüs yüzeyi olarak belirtilmesi de ikinci bir objektif ölçü olacaktır.
Sahilçamında (Pinus pinaster) aralamalar
İyi bonitet bir alanda 2×3 m dikim aralığı ile kurulan bir sahilçamı (Pinus pinaster) ağaçlandırmasında, bireyler yetişme ortamının tamamından ancak dikildikten 6-7 yıl sonra yararlanmaya başlayabilmektedir. Ağaçlandırma kurulduktan sonra 25-30 yıllık idare süresi içinde, meşcerede sıklık normal düzeyin üstüne çıkacağından 1 veya 2 aralama gerekebilmektedir.

İğne yapraklı endüstriyel plantasyonlarda, türlere ve dikim aralıklarına göre ilk aralamaya başlama yılı ve aralama rejimi önem taşımaktadır. Örneğin II. Bonitet, yağışlı ve az yağışlı biyoiklim sınıflarında 2×3 m dikim aralığı ile kurulan sahilçamı plantasyonlarında, meşcere kapalılığı sıra ile 5. Ve 6. Yıllarda oluşmaktadır (Akgül 2010). Akgül bu bulgulara göre, ilk aralama yaşı olarak kapalılığın oluştuğu 5. Ve 6. Yılları düşünmekle birlikte, ürününün pazarda değerlendirilmesini dikkate alarak; ilk aralama yaşı için yağışlı ve az yağışlı biyoiklim bölgelerinde 7. Yaş, yarı kurak biyoiklim bölgelerinde ise 8. Veya 9. Yaşlar önerilmiştir.
Öte yandan İzmit-Kerpe Araştırma Ormanı’nda, Nelder deneme desenine göre sahilçamında kurulmuş dikim aralığı araştırmasından elde edilen bulgulara göre,  farklı büyüme alanları için önerilen ilk aralama yaşları “Tablo ”de toplanmıştır (Şener 2004).

Sahilçamı ağaçlandırmasında, ürünün piyasada değerlendirilebileceği ilk aralamaya 7 yaşında başlanması önerilmiştir.

Diğer bazı araştırma bulgularına göre ülkemizdeki sahilçamları için ilk aralama yaşını da kapsayan aralama şablonları geliştirilmiştir (Birler ve Yüksel 1983, Grutt 1977, Cooling 1977). Bunlar içinde Birler ve Yüksel (1983) tarafından önerilen aralama rejimi bir tabloda toplanmıştır (Tablo 14.2). Birinci bonitet alanlarda Birler ve Yüksel (1983) tarafından sahilçamı için ilk aralama yaşı olarak önerilen 9. yaş uygun bir yaştır.
 Değişik dikim sıklığındaki sahilçamı ağaçlandırmaları için önerilen ilk aralama zamanları (Şener 2004).

 Türkiye’de sahilçamında 3×2 m dikim aralığı ile kurulmuş olan endüstriyel ağaçlandırmalar için önerilen aralama uygulaması (Birler ve Yüksel 1983).
Aralama
Ağaç Sayısı (Adet/Ha)
Bonitet Sınıfları ve Aralama Zamanları
Sırası
Oranı
Kesilen
Kalan
I (iyi)
II (Orta)
III (Zayıf)
I Aralama
%30
500
1116
Meşcere orta boyu 6,5-7,0 m’ye ulaşınca
9.yıl
12.yıl
18.yıl
II Aralama
%30
350
816
Meşcere orta boyu 10 m’ye ulaşınca
14.yıl
19.yıl
27.yıl

 Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında budama

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında budamanın iki amacı vardır. Birinci amaç, yazları kurak ve sıcak iklim bölgelerindeki endüstriyel ağaçlandırmalarda yangın olasılığını azaltmaktır. İkinci amaç ise, budama ile budaksız ve daha kaliteli gövdeler elde etmektir. Sahilçamında yangın olasılığını azaltmak için yapılan budamanın ağaç boyları 5.5 m olduğu zaman yerden 2.5 m yükseltiye kadar yapılması önerilmektedir (Cheney 1975, Cooling 1977). Budama, örtü yangınlarının tepe yangınına dönüşme olasılığını azaltmaktadır. Budamadan sonra yol kenarında 30 m genişliğindeki şeritlerde dallar temizlenmelidir.
Endüstriyel ağaçlandırmalarda budamanın ikinci amacı, daha kaliteli gövdeler elde etmektir. Bu nedenle, hektar başına seçilen sınırlı sayıdaki kaliteli bireyde budama yapılmaktadır. Endüstriyel ağaçlandırmalardaki budamalarda, budamaya başlama yaşı, budanacak ağaç sayısı, budama yüksekliği önem taşımaktadır. Budamaya başlama yaşı, ilk aralamalara başlanılan yaş ile birleştirilebilir (sahilçamı için 9. Yaş, kızılçam için bu aşamada 11-12 yaşlar). Bu yaşlarda daha hızlı gelişen kaliteli gövdeleri ayırt etmek daha kolaydır. Ayrıca, iş akışı bakımından da kolaylık sağlanabilir. Esasen, sahilçamında 9 yaş civarı, yangın olasılığını azaltmak için budamanın 5.5 m boyda yapılması önerisi ile de bağdaşabilmektedir. Bu açıklamalar ışığında, önce ilk aralama ve kalan tüm gövdelerde yangın riski bakımından yerden 2.5 m yükseltiye kadar budama yapılır. 9 yaşındaki sahilçamı gövdelerinin yaklaşık 5.5-6.5 boylarında olması beklendiğinden, yeşil tepe oranını daha fazla düşürülmesi, klorofil özümlemesini ve dolayısıyla artımı azaltabilecektir. Bu nedenle ilk aralama aşamasında seçilen kaliteli gövdelerde, 3-5 yıl sonra budama yüksekliği 4-5 m’ye çıkarılabilir. İkinci budama zamanını dalların kalınlaşma hızı ve budakların 10-15 cm çapındaki iç gövde kısmında kalması koşulları belirler. Ancak, iğne yapraklı türlerde, kavak gibi entansif bir budama ekonomik olmaz. İdare süresi, gövde çapı ve diğer nedenlerle iğne yapraklı türlerde budamanın 4-5 m’nin üstüne çıkarılması ekonomik olmayacaktır. İdare süresi sonunda kesilecek olan hektardaki kaliteli budanmış ağaç sayısını, piyasa istekleri belirler. Genel bir yaklaşımla, budanacak ağaç sayısının 200-300 gövde olması önerilebilir.
Kızılçamda yangın olasılığını azaltmak bakımından yapılacak budamalar ivedilik taşır. Yol kenarlarında budandıktan sonra temizlenecek şerit genişlikleri en az 30 m olmalıdır. Bu şeritlerde yangın olasılığını azaltmak amacı ile yapılacak budamalar, 11-12 yaş olarak tahmin edilen ilk aralamalardan daha önce de yapılabilir. Bu durumda artım kayıplarını azaltmak için budama yüksekliği ağaç boylarına göre 2.5 m yerine 2 m olarak alınabilir.

Kızılçam endüstriyel ağaçlandırmalarında yangın olasılığını azaltma açısından, yangın emniyet yol ve şeritlerinde 1-1.5 m sıra aralığı ile yaklaşık 1 m dikim aralığı verilerek, üçgen dikim şekliyle en az 5-7 sıralı servi dikimi önerilmektedir.  Buna ek olarak planlamalarda servi dikimlerinin 400-600 m mesafelerde tekrarlanması, ayrıca piramidal servi dikimlerinde bu sıra aralıklarının 1 m ve dikim aralıklarının 50 cm ye kadar düşürülmesi de öneriler arasındadır (Boydak 1994, Boydak ve Ark. 2006a;b). Servi dikimlerinin 9 sıraya çıkarılması daha uygundur. Neyişçi (1987c) tarafından önerilen 2-5 sıralı servi dikimlerinin işlevsel açıdan en az 5 sıralı olması gerekir. Uygun ekolojik koşullarda, yangın emniyet yol ve şeritleri kenarlarına diğer güç yanan türlerden Acacia cyanophylla, Nerium oleander, Capparis spinosa, Pistacia lentiscus, Calicatame villosa ve kaktüs türleri de dikilebilir (Neyişçi 1987b). Daha önce belirtildiği gibi (Bölüm 8) önce yaklaşık 20 m genişlikte daha güç yanan bir yapraklı kuşak, örneğin meşe türüyle bir ağaçlandırma yapılması bunu 9 sıralı servi dikimlerinin izlemesi yangına karşı daha iyi bir koruma işlevi yapabilmektedir.

Endüstriyel orman ağaçlandırmalarında koruma

Endüstriyel ağaçlandırmalar genelde tek türle (monokültür) hatta tek klonla (monoklon) kurulduklarından, yaşamlarının çeşitli aşamalarında sıcaklık, yağış, bağıl nem, ışık, kar, don, rüzgâr, toprak gibi cansız (abiyotik) ve mantar, bakteri, virüs, böcek gibi canlı (biyotik) etmenlerin zararlarından daha fazla etkilenebilirler. Endüstriyel ağaçlandırmaların yabancı tür, orijin veya klonlarla kurulmaları durumunda bunların seçimlerinde bilimsel ölçütlere yeterli özenin gösterilmemesi halinde bu zararlar daha da artabilir. Endüstriyel ağaçlandırmalarda görülen zararlar, tek veya birkaç etmenin birlikte etkilerinden kaynaklanabilir. Örneğin donların veya diğer ekolojik koşulların zayıf düşürdüğü ağaçlarda sekonder zararlıların etkisi görülebilir.

Cansız (abiyotik) etkilerden koruma: Klimatik ve edafik etkenlerin oluşturduğu en önemli zararlar don, kar ve rüzgâr zararları veya bunların birlikte olan etkilerinin ortaya çıkardığı devrilme, kırılmalar şeklindeki daha kuvvetli zararlar olabilir. Bu olumsuzluklara karşı en yararlı önlem ekolojik koşullara uygun tür, orijin veya klon seçimidir (Resim 14.5). Bu bağlamda tohum hasat ve kullanma bölgesi ölçütlerine de özen gösterilmesi gerekir. Ayrıca sağlıklı ve kaliteli fidan kullanma, uygun kültür yöntemlerinin seçimi ve zamanında uygulanması, abiyotik zararları büyük çapta azaltır.

Endüstriyel ağaçlandırmalarda iklime bağlı olarak, özellikle sıcak ve kurak iklim koşullarında oluşabilecek insan kaynaklı yıkıcı bir zarar da orman yangınlarıdır. Bazen yıldırımlar da yangına neden olabilmektedir. Daha çok Akdeniz iklimi veya yarı kurak alanlarda oluşan yangınları önleme veya yangınla mücadele konuları “Bölüm 8 ve 16” de açıklanmıştır. Yangın olasılığı kızılçam, sahilçamı ve karaçam gibi iğne yapraklı türlerle kurulacak endüstriyel plantasyonlarda daha fazladır.

Canlı (biyotik) etkilerden koruma: Endüstriyel ağaçlandırmalarda daha çok böcek ve mantar zararları görülebilmektedir. Ancak ülkemizdeki endüstriyel ağaçlandırmalarda kitle üremesine neden olan bir zararlı saptanmamıştır (Birler 2009). Türkiye’de hızlı gelişen iğne yapraklı ve yapraklı türlerde zarar yapan böcekler (Anon 1994, Çanakçıoğlu ve Mol 1998, Mol 1998, Birler 2009), ve mantarlar (Vural 1975; 1981, Birler 2009) belirtilen kaynaklarda yer almaktadır. Ayrıca böcek ve mantar zararlarına karşı koruma ve mücadele önlemleri de yukarıda belirtilen yayınlarda ve diğer bazı çalışmalarda açıklanmıştır (Yıldız ve Güler 1981, Ayık ve Güler 1985, Birler 2009).

Britanya’da yapılan analizler; kısa idare süreli türlerin çoğunda çeşitli hastalık ve patojenlerin bulunduğunu, yaygın olmalarına karşın bunların sınırlı ve tesadüfi zararlar yaptığını işaret etmektedir. Ancak bazılarının önemli zararlar yapabilme potansiyeli de bulunmaktadır (Webber ve Ark. 2011).

Tıraşlanmış alanlarda dikilen kaplı fidanlara geyik ve tavşanlar zarar verebilmektedir (Gill ve Trout 2011). Abiyotik zararlılar için açıklandığı gibi, biyotik zararlılar için de en etkin koruma önlemi endüstriyel ağaçlandırmaların uygun tür, orijin ve klonla yapılmasıdır. Ayrıca sağlıklı ve kaliteli fidan kullanma, uygun kültür yöntemlerinin (toprak işleme, dikim, gübreleme, sulama, budama, aralama) seçimi ve zamanında uygulanması biyotik zararlıların zararını en aza indirebilmektedir.

Biyotik zararlılarla mücadelede doğal (biyotik) mücadele (örneğin doğal yırtıcıların kullanılması) veya kimyasal mücadele yolları uygulanabilmektedir. Ancak hava, su ve toprak kirlenmesine neden olan kimyasal yöntem son başvurulacak yol olmalıdır. Önerilmemekle birlikte kullanılmalarının zorunlu hale gelmesi durumunda, insektisit ve fungisitlerin kullanımında en etkili ve çevreye en az zararlı olanları seçilmeli ve kullanım yöntemlerine özen gösterilmelidir.

Kaynakça

http://bilgidiyari.tk/endustriyel-orman-agaclandirmalari-biyokutle-agaclandirmalari-ve-hizli-gelisen-turler/

Diğer Yayınlar

Bültenimize Abone Ol

Bildirimler

Disqus Logo